Destek
Ücretsiz İndirme ve Bilgi Platformu

Hüseyin bin Ali (Arapça: الحسين بن علي, romanize: al-Ḥusayn ibn ʿAlī; 10 Ocak 626 - 10 Ekim 680), erken dönem İslam tarihinde önemli bir siyasî ve dinî liderdir

İmam Hüseyin

Vikipedi, özgür ansiklopedi
( sayfasından yönlendirildi)
Hüseyin bin Ali
Arapça: الحسين بن علي
Arapça Hüsn-ü Hatt ile "Hüseyin" yazısı
Doğum10 Ocak 626
Medine, Hicaz
Ölüm10 Ekim 680 (54 yaşında)
Kerbela, Emevî Devleti
Ölüm sebebiKerbelâ Olayı
Defin yeriİmam Hüseyin Türbesi, Kerbela, Irak
32°36′59″K 44°1′56.29″D / 32.61639°K 44.0323028°D / 32.61639; 44.0323028
MilliyetArap
Diğer ad(lar)ıEba Abdillah
Seyyid'üş-Şüheda
Sarullah
Tanınma nedeniİslam peygamberi Muhammed'in torunu
Dinİslam
EvlilikÂtike bint Zeyd
Leyla binti Ebu Murre
Rubab
Şehrbânû
Ümmü İshak
Çocuk(lar)Ali el-Ekber
Ali el-Asgar
Fatıma bint Hüseyin
Rukiyye bint Hüseyin
Sakine bint Hüseyin
Zeynelâbidîn
Ebeveyn(ler)Ali (babası)
Fatıma (annesi)
AileBenî Haşim

Hüseyin bin Ali (Arapça: الحسين بن علي, romanize: al-Ḥusayn ibn ʿAlī; 10 Ocak 626 - 10 Ekim 680), erken dönem İslam tarihinde önemli bir siyasî ve dinî liderdir. İslâm peygamberi Muhammed'in torunu, Ali bin Ebu Talib ile Fatıma'nın ikinci oğlu ve Hasan bin Ali'nin küçük kardeşidir. Şiî İslam inancında, kardeşi Hasan'dan sonra ve oğlu Ali es-Sâccâd'dan önce üçüncü imam olarak kabul edilir. Hüseyin, Ehl-i Beyt'in önde gelen mensuplarından biri olup Ehl-i Kisâ arasında sayılır ve mübâhele olayına katılanlar arasında yer alır. Muhammed'in, Hüseyin ile Hasan'ı "cennet gençlerinin efendileri" olarak nitelendirdiği rivayet edilir. Soyundan gelenler Hüseynî ya da Seyyid olarak tanımlanır.

Ali'nin halifeliği sırasında Hüseyin, İlk Fitne kapsamındaki askerî seferlerde ona eşlik etti. Ali'nin suikast sonucu öldürülmesinin ardından, aksi yöndeki tavsiyelere rağmen kardeşinin Hasan-Muâviye Anlaşması'nı tanıma kararına uydu. Hasan'ın Hicrî 41'de (660) halifelikten çekilmesi ile Hicrî 49 veya 50'de (669 veya 670) vefatı arasında geçen dokuz yıllık dönemde Hasan ve Hüseyin, I. Muâviye lehinde ya da aleyhinde siyasî faaliyette bulunmaktan kaçınarak Medine'ye çekildi. Hasan'ın ölümünün ardından, Iraklılar bir ayaklanma için Hüseyin'e başvurduğunda, onlara Hasan'ın Muaviye ile yaptığı barış antlaşmasını gerekçe göstererek Muaviye hayatta olduğu sürece beklemeleri gerektiğini ifade etti. I. Muâviye, ölümünden önce Hasan-Muâviye Anlaşması'na aykırı biçimde oğlu I. Yezîd'i veliaht tayin etti. Muaviye'nin 680 yılında ölümü üzerine Yezid, Hüseyin'den kendisine biat etmesini istedi; Hüseyin bu talebi reddetti. Bunun üzerine Hicrî 60'ta (680) Medine'den ayrılarak Mekke'ye gitti. Bu sırada Kufe halkı ona mektuplar göndererek şehre davet etti, imamları olmasını talep etti ve biat ettiklerini bildirdi.

Hüseyin, yaklaşık 72 kişilik bir grupla Kufe'ye doğru yola çıktı; ancak kafilesi, şehre ulaşmadan önce halifeye bağlı yaklaşık 1.000 kişilik bir birlik tarafından durduruldu ve kuzeye yönelmek zorunda bırakıldı. 2 Ekim 680'de Kerbelâ ovasında konakladı. Kısa süre sonra sayısı kaynaklara göre yaklaşık 4.000 ile 30.000 arasında değişen daha büyük bir Emevî ordusu bölgeye ulaştı. Emevî valisi Ubeydullah bin Ziyâd, Hüseyin'in Yezid'e bağlılığını bildirmeden güvenli biçimde ayrılmasına izin vermeyi reddetti. Yapılan müzakereler sonuçsuz kaldı. 10 Ekim 680'de başlayan ve Kerbelâ Olayı olarak adlandırılan çatışmada Hüseyin, akrabalarının ve yoldaşlarının büyük kısmıyla birlikte öldürüldü; hayatta kalan aile üyeleri ise esir alındı. Bu olayın ardından patlak veren İkinci Fitne sırasında Iraklılar, Hüseyin'in ölümünün intikamını almak amacıyla iki ayrı hareket başlattı. Bunlardan ilki Tevvâbîn hareketi, diğeri ise Muhtar es-Sekafî ve taraftarları tarafından yürütülen ayaklanmadır.

Doğumu ve Ailesi

Hicret'in dördüncü yılında Şaban ayının üçüncü gününde (M. 10 Ocak 626) dünyaya gelmiştir. Pek az olmakla beraber Hicret'in üçüncü yılında doğduğunu iddia eden bir kısım tarihçiler de vardır.

Fatıma doğum yapınca, Muhammed'e haber verildi ve Muhammed bebeği göğsüne basarak sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okudu. Ali'ye ''Oğluma ne ad verdin?'' diye sorduğunda, Ali'nin, ''Senden önce ona ad verecek değilim'' cevabıyla şöyle dedi; ‘Onun adını Hüseyin koy'. Hüseyin, Arapçada güzel, yakışıklı manasına gelmektedir.

Doğumdan sonraki yedinci günde, Muhammed, Akîka kurbanı olarak bir koç kesti, bebeğin saçları ağırlığınca gümüşü sadaka olarak dağıttı ve bebeğin sünnet edilmesini emretti.

Annesi

Annesi, İslam peygamberi Muhammed'in soyunu devam ettiren tek kızı olan, (Ümmü Ebîha) Fatıma'dır. Fatma, İslam peygamberince çeşitli defalar övülmüşse de bunlardan en meşhuru, onu dünyadaki ve ahiretteki tüm kadınların en üstünü diye nitelendiren hadistir. Hüseyin, Fatıma'nın Hasan'dan sonraki ikinci çocuğudur. Hüseyin, annesini henüz sekiz yaşındayken kaybetmiştir.

Babası

Babası, Kureyş'in lideri Ebu Talib'in oğlu, İslam peygamberi Muhammed'in kuzeni, damadı, yardımcısı, İslam Devleti'nin 656-661 yılları arasındaki hükümdarı, Sünnilerin dördüncü hak halifesi ve Şiilerin birinci İmam'ı, Allah'ın arslanı(Esedullâh/اَسَدُالله) Ali'dir. Hüseyin, babası Ali ile yaklaşık otuz altı yıl yaşamıştır.

Çocukluğu

Hüseyin, ağabeyi Hasan ile, İslam peygamberinin yanında büyüyordu. Birçok hadis Muhammed'in, Hasan ve Hüseyin ile oynadığını ve onlarla vakit geçirdiğini göstermektedir. İslam peygamberinin onları sırtına bindirerek eğlendirdiği ve şöyle hitap ettiği bilinir;

Bineğiniz ne güzel binek, siz ne güzel binicisiniz.

Muhammed'in, Hasan ve Hüseyin'e olan sevgisini gösteren bir diğer hadis;

Şu iki oğlum benim dünyadaki güllerimdirler.

Ehli Aba Serisi

Hüseyin
Muhammed'in Torunu Hüseyin bin Ali'in İslam hat sanatı tasviri. İslam hat sanatı ile Hüseyin bin Ali

Muhammed • Ali
Fatıma • Hasan • Hüseyin
hadisidir.

İbni Mesud nakleder ki: Hasan ve Hüseyin bir gün, İslam peygamberi namaz kılarken yanına gittiler ve secde halindeyken peygamberin sırtına çıktılar, peygamber secdeden kalkarken onları usulca sırtından indirdi ancak bir dahaki secdede çocuklar yine peygamberin sırtına çıktılar. Nihayet peygamberin namazı bittiğinde, birini sağ birini sol dizine oturtarak etrafında bulunanlara şöyle dedi:

Beni seven, şu ikisini sevsin.

Muhammed'in Hüseyin hakkında sarfettiği

Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.

Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah, Hüseyin’i seveni sevsin. Hüseyin torunlardan bir torundur.

Mübahele Olayı

Hicretin 9.-10. yıllarında henüz Hüseyin, altı yaşlarındayken, İslam peygamberi Muhammed ile Necran Nasranileri arasında yapılan tartışmalarda Muhammed, Nasranileri, Nasranilerin güvenilir kitaplarını kaynak göstererek yenilgiye uğrattı. Bu kitaplarda, "kendinin geleceğine dair" alametleri alimlere bildirdi. Muhammed'in delilleri o kadar güçlüydü ki, Nasrani bilginlerinin Muhammed'in söylediklerinin ve yolunun "hak" olduğunu söylemekten başka çareleri kalmamıştı, ancak kabul etmediler. Bunun üzerine Allah:

Sana gelen bunca ilimden sonra, yine de bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım.

Hüseyin bin Ali'in İslam hat sanatı ile Ayasofya Camii'ndeki tasviri.

ayetini nazil etti ve mübahele (karşılıklı beddua) edilmesini emretti. Nasraniler kabul etti. Kararlaştırılan yerde Nasranilerin hepsi yetmişten fazla kendi alimlerinin eşliğinde beklerlerken, Muhammed ise sadece yanında dört kişi almış idi; yanında getirilmesi gereken oğulları için Hasan ve Hüseyin'i, kadını için Fatıma Zehra'yı ve nefsi için de Ali'yi getirdi. Necran Hristiyanları, Muhammed'in bu kararlılığı sonucunda lanetleşmekten vazgeçti.

Âl-i Abâ Olayı

Bir diğer adı "Âl-i Kisa" da olan bu hadis, İslam peygamberi Muhammed'in sırtında abası olduğu halde, abanın altına, Fatıma'yı, Ali'yi, Hasan'ı ve Hüseyin'i alması ve Ahzâb Suresi'nin

Ey Ehli Beyt! Allah sizden günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.

mealindeki 33. ayetini okuyup, bu şahıslar için dua etmesini anlatır.

İlk üç halife dönemi

İlk üç halife döneminde, Ehli Beyt mensuplarıyla yönetim arasında oluşan bazı anlaşmazlıklarda (halifenin tayini, Fedek arazisi vs.) Hüseyin, fikren babası Ali'yi takip etti. Bilindiği gibi Ali, kendinden önceki halifeler döneminde (Ali bu günleri şöyle anlatır: Gördüm ki sabretmek daha doğru; sabrettim; ettim ama gözümde diken, boğazımda kemik vardı; (...)) muhalefet etmemeyi seçmiştir. Bu görüşün aksi olarak Ali'nin kendinden önceki üç halifeye biat ettiği ve aralarında herhangi bir hoşnutsuzluğun olmadığı görüşü vardır. Örneğin Ebubekir'in, Muhammed'e sadakatı sebebiyle ''Siddîk'' sıfatını aldığı, Ömer'in de bizzat Ali'nin kızı Ümmü Gülsüm ile evlendiği ve bunu bir iftihar vesilesi saydığı ise kaynaklarda yer alan tartışmalı savlardandır.

Hüseyin'in bu dönemde yaptığı en önemli muhalif duruş, ilk dönem sahabeden olan ve İslam peygamberinin kendi için ‘Ne mavi gökyüzü ne de kara toprak Ebu Zer'den daha doğru sözlü birini görmemiştir' dediği Ebu Zer'in, üçüncü halife Osman bin Affan'ın emriyle üçüncü kez sürgün edilişinde yaşanmıştır. Muhalefet ettiği gerekçesiyle, Şam'a, oradan da Muaviye bin Ebu Süfyan'ın isteğiyle tekrar Medine'ye sürülen Ebu Zer, ilerlemiş yaşına rağmen bu sefer de Rebeze'ye sürülür. Mervan bin Hakem'e de halifece, onu yolcu etmeye ve onunla vedalaşmaya gelen Müslümanlara engel olma görevi verildi. Ancak, Ali, Hasan, Hüseyin, Akil bin Ebu Talib, Abdullah bin Cafer ve Ammar bin Yasir onu uğurlamaya gelerek halifenin bu emrine muhalefet ettiler.

Babası Ali Dönemi

Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu öldürülmesiyle, halk Ali'ye teveccüh etti ve onu halife seçtiler (m. 656, h. 35). Ali'nin halifeliğe geçişinden bir süre sonra biatlarından dönenler oldu ve bu durum İslam tarihinde ilk iç savaşı (İlk Fitne) beraberinde getirdi.

Hüseyin, tüm bu savaşlarda babası Ali'nin safında savaştı ve babası izin verdikçe savaş meydanına da indi. Ali, İslam peygamberi Muhammed'in neslinin kesilmesinden korktuğu için Hüseyin ve ağabeyi Hasan'ın savaş meydanına inmesine pek izin vermiyordu.

Kardeşi Hasan dönemi

Babasının katledilmesinin ardından ağabeyi Hasan'ı rehber edinen Hüseyin, kardeşinin öğütlerine uydu.

Emevîler dönemi

Hasan'ın Muaviye ile yaptığı anlaşmaya itiraz etti ancak itirazı ağabeyi tarafından kabul görmedi ve babasının vasiyetine uyarak Hasan'a itaat etti. Hüseyin, Muaviye'nin anlaşma neticesinde tahsis ettiği 2 milyon dirhemlik ödeneği, Muaviye'nin ölümüne kadar aldı. Ağabeyi Hasan'ın ölümü üzerine taraftarları Hüseyin'den babasının ve ağabeyinin intikamını almak için emrini beklediklerini iletmişlerdi. Kufe'nin ileri gelenlerinden bir kişinin Medine'ye giderek Hüseyin'i Kufe'ye davet etmesinden haberdar olan Muaviye, Hüseyin'e fitne çıkarmak isteyenlere fırsat vermemesi tavsiyesinde bulunmuş, Hüseyin'de cevap vermiş olduğu mektubunda "Seninle savaşmak ve sana karşı çıkmak niyetinde değilim" demiştir. Hasan'ın vefatından sonra imamet için veya Muaviye aleyhine faaliyette bulunduğuna dair herhangi bir rivayet ilk Şii ve Sünni kaynaklarında geçmez. Ağabeyinin ölümünden sonra Yezid halife oluncaya kadar ibadete dayalı bir hayat sürmüştür.

Muaviye'nin ölümü üzerine Yezid, Medine valisi Velid bin Utbe'den kendi için Hüseyin ve diğerlerinden biat almasını istedi. Velid'in, Hüseyin'i ve Abdullah bin Zübeyr'i yanına çağırması üzerine her ikisi de Muaviye'nin öldüğünü halk duymadan biat için çağrıldıklarını anladılar. Abdullah bin Zübeyr, Mekke'ye kaçtı. Hüseyin, görüşmeye gidince gizlice biat etmenin kendi için uygun olmayacağını yarın halkın huzurunda biat edeceğini söyleyerek oradan ayrıldı ve sonrasında kardeşi Muhammed bin Hanefiyye'nin itirazlarına rağmen Mekke'ye doğru yola çıktı. Ardından Kufe'den davet gelince önce amcasının oğlu Müslim bin Akil'i durum tespiti için Kufe'ye gönderdi. Daha sonra da kendi yola çıktı. Kerbela Olayı'nda (M. 680 – H. 61) Muharrem ayının onuncu günü Kerbelâ'da öldürüldü.

10 Muharrem gününü; sevenleri, dünyanın çeşitli yörelerinde yüzlerce yıldır ‘Aşure Günü' olarak anmakta, yas tutmakta ve çeşitli temsillerle onun acısını taze tutmaktadırlar.

Hüseyin'in türbesi

Ölümü

Emevî komutanı Şimr bin Zi'l-Cevşen'in emriyle Sinan bin Enes tarafından başı kesilerek öldürülmüştür. Ölümünden önce Emevî ordusuyla savaşan Hüseyin'in nasıl öldüğü tartışmalıdır. En yaygın rivayete göre, ailesine su getirmeye Fırat Nehri'ne gittiğinde Emevî ordusuyla karşılaşmıştır. Hüseyin, ailesinin çoğunu ve akrabalarını kaybetmiş, 3 gündür susuz, yaralı ve yorgun olmasına rağmen beklenmedik bir şekilde çok iyi savaşıyordur. Şimr bin Zi'l Cevşen, gönderdiği takviye ordularının bile ağır kaybını ve geri çekilmesini görmüş ve bununla alakalı şunu demiştir:

Nasıl olabilir?

3 gündür susuz ve yaralı birine karşı nasıl kazanamıyorsunuz?

Hüseyin'in öldürülüşünü anlatan bir resim.

Şimr bin Zi'l Cevşen'in emriyle okçuların okları ve piyadelerin kılıç ve mızrak darbeleri, Hüseyin'i bitap düşürmüştür. Rivayete göre Hüseyin'in bedeni, ölmeden önce yaklaşık 60 ok yemiştir. Sonunda yere düşmüş ve Şimr bin Zi'l Cevşen'in emriyle Hüseyin'in infazı için birçok asker görevlendirse de hiçbiri buna Sinan bin Enes dışında cesaret edememiştir. Sonunda Hüseyin, Sinan bin Enes tarafından başı kesilerek öldürülmüştür. Sinan bin Enes, öldürdükten sonra Hüseyin'in başını Ubeydullah bin Ziyâd'ın huzuruna getirip şunları demiştir:

Eyerimi ve üzengimi altınla doldur! Ben insanların en hayırlısını ve anne-babası en hayırlısını öldürdüm!

Ubeydullah bin Ziyâd'ın ona,

Eğer onun insanların en hayırlısı olduğunu ve anne-babasının en faziletli kişiler olduğunu biliyorduysan, onu neden öldürdün? Vallahi benden hiçbir şey alamayacaksın!

diyerek çıkıştığı ve onu huzurundan kovduğu nakledilir.

Ölümünden sonra kesilmiş başı bir mızrağa geçirilip Şam içinde gezdirilmiş, eşyaları ve kıyafetleri yağmalanmış ve bedeni atlar üstünde çiğnenmiştir.

Sanat ve edebiyatta

Edebiyat

Mir Müşerref Hüseyin'in 19. yüzyılda Kerbela hakkında yazdığı romanı Bishad Sindhu, Bengal edebiyatında İslami destanların öncüsü oldu. Güney Asyalı filozof ve şair Muhammed İkbal, Hüseyin'in fedakarlığını İsmail'inkine benzetir; Yezit'in Hüseyin'e karşı olan muhalefetini ise Firavun'un Musa'ya olan muhalefetiyle kıyaslar." Şair Mirza Esedullah Han Galib, Hüseyin'in çektiği acıları, ilahlık iddiasında bulunduğu gerekçesiyle idam edilen 10. yüzyıl mutasavvıflarından Hallâc-ı Mansûr'unkiyle karşılaştırır.

Ayrıca bakınız

Üst