
| Avusturya tarihi |
|---|
![]() |
Avusturya'nın ilhakı, 12 Mart 1938'de Adolf Hitler'in Almanya'yı genişletme çabalarının ilk adımı olmuştur.Avusturya'nın ilhakını, (Almanca: Anschluß, okunuşu Anschluss) Versay Antlaşması gereği 15 yıldır Milletler Cemiyetinin kontrolünde olan Saar bölgesinin Almanya'ya verilmesi, Çekoslovakya'nın Südetlerinin Almanya'ya hediye edilmesi, Almanya'nın Çekoslovakya'yı işgali ve en sonunda Polonya'nın işgali takip etti.

İlhaka giden yolun başlangıcı Almanya'nın yasa dışı Avusturya Nasyonal Sosyalist Partisi'nin Avusturya tarafından tanınması ve hükûmet ortaklığının kabul edilmesi yolundaki baskıları oluşturdu. 1938'de Avusturya Şansölyesi Kurt Schuschnigg, bağımsızlığı korumak ümidiyle son bir hamle yaparak Almanya'yla birleşme ya da bağımsızlık üzerine bir referandum yapmaya karar verir. O zaman Almanya Schuschnigg'e iktidarı Nazi partisine devretmesi için baskı yaptı. Bu çok iyi planlanmış darbe sonucu Avusturya Nasyonal Sosyalist Partisi Viyana'da 11 Mart'ta kontrolü ele geçirince Alman orduları Avusturya'ya girdiğinde hiçbir direnişle karşılaşmadı. Avusturya'nın ilhakına uluslararası tepki yumuşak oldu. Versay Antlaşmasına göre Avusturya ve Almanya'nın birleşmesi yasaklanmıştı ve bunu gözetmekle görevli I. Dünya Savaşının İtilaf Devletleri sadece diplomatik protesto ile yetindiler. Bağımsız Avusturya ancak II. Dünya Savaşı sona erdiğinde yeniden ortaya çıktı.

İlhak öncesi durum
Bütün Almanları tek bir devlet altında birleştirme tartışmaları Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun 1806'daki yıkılışından beri devam ediyordu. 1866'ya kadar, bu birleşmenin ancak Avusturya altında gerçekleşebileceği tahmin ediliyordu ancak Avusturya-Prusya Savaşı'nı Prusya kazanınca Otto von Bismarck 1871'de Prusya egemenliğinde bir Alman Devleti kurmuş oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 1918'de dağılınca Avusturyalıların çoğunluğu Almanya'ya katılmak istedi ancak galip devletler hem Versay Antlaşmasıyla hem de 1919 St. Germain Antlaşmasıyla bunu yasaklamışlardı zira Fransa ve Birleşik Krallık, Almanya'nın genişlemesinden çekiniyorlardı.
1930'ların başında Avusturya'da Almanya'yla birleşme istekleri baskın olmaya başlamıştı ve Avusturya hükûmeti de 1931'de Almanya'yla gümrük birliği anlaşması üzerinde duruyordu. Ancak Hitler ve Naziler Almanya'da işbaşına geçince Avusturya Almanya'yla resmi bağlar kurmaktan vazgeçti. Avusturya doğumlu olan Hitler, bütün Almanların birleştiği bir imparatorluk sözü vermişti ve daha 1924'te bile "Kavgam"da gerekirse güç kullanarak bir birleşme için uğraşacağını yazmıştı.
1929 bunalımı sonrası oluşan ekonomik türbülanstan Avusturya da payını almıştı ve tıpkı kuzey ve güney komşuları gibi Avusturya'da da yüksek işsizlik oranları ve ticaret ve sanayideki dengesizlikler genç demokrasi için ciddi tehdit oluşturuyordu. İlk Cumhuriyet 1933'ten 1934'e kadar yavaş yavaş bozuldu ve 1934 Şubat'ındaki Avusturya iç savaşından sonra iktidardaki Hristiyan Sosyal Parti (CS) dışındaki tüm partiler yasaklandı ve basın özgürlüğü de ortadan kaldırıldı. Yetkiler Şansölyelik binasında toplanmıştı ve Şansölye ülkeyi yönetmeliklerle yönetiyordu. Avusturya'nın bu faşist hükûmetinin Nazilerden farkı, Nazilerin aksine Hristiyan Sosyal Partide Katolik öğretinin çok büyük etkileri vardı. Hem Engelbert Dollfuss hem de halefi Kurt Schuschnigg Avusturya'yı İtalya'ya yanaştırmaktaydı. Benito Mussolini, Avusturya'nın bu kendine özgü ve bağımsız hareket eden faşizmini elinden geldiğince destekledi. Ta ki, Etiyopya'nın işgali için Almanya'dan yardım istemek zorunda kalıncaya ve 1937'de Berlin-Roma Mihver İttifakını imzalayıncaya kadar.
25 Temmuz 1934'te başarısız darbe girişimi sırasında Şansölye Dollfuss, Avusturya Nazi Partisi tarafından öldürülünce bir yıl içindeki ikinci iç savaş başladı ve Ağustos 1934'e kadar sürdü. Başarısız darbe girişiminden sonra Avusturya Nazi Partisinin birçok ileri geleni Almanya'ya kaçtı ve hareketlerine oradan devam ettiler. Geride kalan Naziler ise Avusturya hükûmet binalarına karşı terörist saldırılar düzenlemeye devam ettiler (1934 ile 1938 arasında yaklaşık 800 kişi öldü). Dollfuss'un halefi Schuschnigg, selefinin izinden gitti ve Nazilere karşı sert tedbirler aldı. Bunlar arasında Nazilerin kamplarda toplanması da vardı (bundan Sosyal Demokratlar da nasibini almıştı).
1938 İlhakı
Hitler'in ilk hamleleri
1938 başlarında Hitler Almanya'daki gücünü pekiştirmişti ve sırada uzun zamandır planladığı genişleme hareketi vardı. Uzun süren baskılarından sonra Hitler, Şubat 1938'de Schuschnigg ile bir görüşme yaptı ve ona eğer Nazi partisi üstündeki yasağı kaldırmaz, tutuklu Nazileri serbest bırakmaz ve Nazilere hükûmette görev vermezse askeri tedbirler düşünmeye başlayacağını söyledi. Schuschnigg Hitler'in isteklerini kabul etti ve bir Nazi avukat Arthur Seyss-Inquart'ı İçişleri Bakanı, bir diğer Nazi Edmund Glaise-Horstenau'yu Devlet Bakanı yaptı.
Şubat görüşmesinden önce de Schuschnigg aşırı bir baskı altındaydı. Genelkurmay Başkanı Alfred Jansa'nın görevden uzaklaştırılması isteğine uyması da bunun göstergesiydi. Jansa ve kurmayları olası bir Alman saldırısına karşı bir savunma planı hazırlamışlardı ve Hitler, her ne pahasına olursa olsun böyle bir durumla karşılaşmak istemiyordu.
Takip eden haftalarda Schuschnigg yeni atadığı bakanların kendi gücünü ele geçirmeye çalıştıklarını fark etti. Schuschnigg Avusturya çapında destek toplamaya ve vatanseverliği ateşlemeye çalıştı. 12 Şubat 1934'ten beri ilk kez sosyalistler ve komünistlerin meydanlarda boy göstermesine izin verildi ve komünistler artan Nazi baskıları karşısında hükûmete kayıtsız şartsız destek verdiklerini ilan ettiler. Sosyalistler de bazı yetkiler karşılığında hükûmete tam destek vereceklerini açıkladılar.
Schuschnigg referandum ilan ediyor

9 Mart'ta Schuschnigg, bağımsızlığı kurtarmak amacıyla son bir gayret olarak 13 Mart'ta bir referandum yapılacağını ilan etti. Referandumda çoğunluğu sağlayabilmek için minimum yaş sınırlamasını 24 olarak belirleyerek Nazilere sempati duyan gençleri ekarte etmek istedi. Referanduma gitmek Schuschnigg için riskli bir hamleydi ve ertesi gün Hitler, yanıbaşında Avusturya halkoyuyla bağımsızlığını açıklarken yerinde oturup beklemeyeceğini gösterdi. Hitler, referandumun ciddi bir sorun kaynağı olacağını ve Almanya'nın bunu kabul edemeyeceğini açıkladı. İlaveten, Alman Propaganda Bakanlığı basın bültenleri yayınlayarak Avusturya'da isyanlar başladığını ve halkın Alman askerlerinin müdahalesini istediğini yaymaya çalıştı. Schuschnigg derhal cevap vererek bu haberlerin yalan olduğunu-ki öyleydi, açıkladı.
Hitler 11 Mart'ta Schuschnigg'e bir ültimatom göndererek bütün yetkileri Avusturya Nazi Partisine devretmesini ya da işgalle karşı karşıya kalacağını bildirdi. Ültimatomun öğlen 12'ye kadar süresi vardı ancak iki saat uzatıldı. Ancak Hitler, cevabı beklemeden saat 13'te Alman birliklerinin Avusturya'ya hareket etmesini isteyen bir emri imzalamıştı ve sadece birkaç saat sonra Hermann Göring'e iletmişti.
Schuschnigg umutsuzca Avusturya'nın bağımsızlığını kurtaracak bir destek aradı fakat ne Birleşik Krallık'ın ne de Fransa'nın hiçbir şey yapmayacağını anlayınca o akşam Şansölyelikten istifa etti. İstifasını açıkladığı radyo konuşmasında değişen şartları kabul ettiğini ve kan dökülmesini engelleyebilmek için Nazilerin hükûmeti kontrol etmelerine izin verdiğini söyledi. Bu arada Avusturya Cumhurbaşkanı Wilhelm Miklas, Seyss-Inquart'ı şansölye olarak atamayı reddetti ve diğer Avusturyalı politikacılardan görevi üstlenmelerini istedi. Fakat Naziler iyi organize olmuşlardı. Saatler içinde Viyana'daki çok sayıda kilit noktayı ve polisi kontrol eden İçişleri Bakanlığını ele geçirmişlerdi. Miklas bir Nazi Şansölye atamayı hala reddettiği ve Seyss-Inquart Avusturya hükûmeti adına Alman askerlerini çağıran bir telgraf gönderemediği için Hitler çok sinirlenmişti. Saat gece 10 sularında, birliklere hareket emri verdikten çok sonra Göring ve Hitler beklemekten vazgeçip Avusturya hükûmeti adına, Alman askerlerinin müdahalesini isteyen bir telgrafı kendileri hazırladılar. Geceyarısı civarında Naziler Viyana'daki tüm kritik yerleri ele geçirdikten ve eski hükûmet ileri gelenleri tutuklandıktan sonra Miklas, Seyss-Inquart'ı Şansölye olarak atadı.
Alman birlikleri Avusturya'ya giriyor

12 Mart sabahı Alman 8. Ordusu Almanya-Avusturya sınırını geçti. Avusturya ordusundan herhangi bir direniş görmediler. Aksine onları selamlayan Avusturyalıların arasında ilerlediler. Her ne kadar işgal güçleri iyi organize olmamış ve düzensiz idiyse de bunun bir önemi yoktu. Nasıl olsa herhangi bir çatışma olmuyordu. Yine de, ilerideki işgaller için komutanlara bir uyarı oldu bu. İlginçtir ki, işgalin başlamasından birkaç saat sonra ilk kayıp verildi. Bir Nazi, Heinrich Kurz von Goldstein, Salzburg'taki kutlamalar sırasında kalp krizinden öldü.
Hitler'in arabası öğleden sonra Braunau'dan, Hitler'in doğum yerinden Avusturya'ya girdi. Akşam saatlerinde Linz'e vardı. Onuruna, hükûmet binasında büyük bir hoş geldin merasimi düzenlendi. Atmosfer o kadar yoğundu ki Göring, o akşam yaptığı bir telefon konuşmasında: "Biz bile bu kadar sempatiyle karşılanacağımızı tahmin etmiyorduk" demişti.
Hitler'in Avusturya içinde ilerlemesi gittikçe bir zafer yürüyüşüne döndü ve Viyana'da, Heldenplatz'ta 200.000 Avusturyalının Hitler'in nutkunu dinlemesiyle zirveye ulaştı (Video: Hitler, Avusturya'nın III. Reich'a dahil olduğunu açıklıyor (10 Kasım 2005 tarihinde Wayback Machine sitesinde .). Hitler daha sonra şöyle demiştir:
"Bazı gazeteler bizim Avusturya'yı zorbalıkla işgal ettiğimizi iddia etmişlerdir. Sadece diyebilirim ki: ölürken bile yalan söylemekten vazgeçmezler. Politik mücadelem süresince halkımdan çok sevgi gördüm fakat Avusturya sınırını geçtikten sonra gördüğüm sevgi selini hiçbir zaman görmedim. Biz zorbalar olarak gelmedik, kurtarıcılar olarak geldik."
13 Mart'ta bir genelgeyle ilhak yürürlüğe girdi ve onaylanması için 10 Nisan'da bir halkoylamasına gidildi. Halkoyunun sonucuna göre ilhaka destek %99,73 oldu.
Tarihçiler sonuçlar üzerinde oynama yapılmadığını fakat oylamanın gizli yapılmadığını kaydetmişlerdir. Oylama merkezlerinde oyları elden toplayan görevliler bulunmaktaydı. Oylamadan önceki haftalarda da Hitler'in olası bir muhalefeti bastırmak için uyguladığı metotlar da görülmüştü. Hatta daha ilk Alman askeri sınırı geçmeden Himmler ve birkaç SS subayı eski cumhuriyet ileri gelenlerini tutuklamak üzere Viyana'ya gitmişti.
İlhaka uluslararası tepkiler zayıf kaldı. Hatta Birleşik Krallık'ta yayınlanan The Times 200 yıl önce de İskoçya'nın İngiltere'ye katıldığını anımsatarak abartılacak bir durum olmadığı yorumunda bulundu. Hükûmet ise sadece diplomatik protestoyla yetindi.
Anschluss'un Halk Arasındaki Popülerliği
Hitler'in kuvvetleri bütün muhalefeti bastırdı. İlk Alman askeri sınırı geçmeden önce, Heinrich Himmler ve birkaç Schutzstaffel (SS) subayı, Birinci Cumhuriyet'in önde gelen temsilcileri olan Richard Schmitz, Leopold Figl, Friedrich Hillegeist ve Franz Olah gibi isimleri tutuklamak amacıyla Viyana'ya indi. Anschluss ile halkoylaması arasındaki birkaç hafta boyunca yetkililer, Sosyal Demokratları, Komünistleri, diğer muhtemel siyasal muhalifleri ve Avusturyalı Yahudileri toplu olarak gözaltına aldı. Bahsi geçen bu gruplar ya hapsedildi ya da toplama kamplarına gönderildi. 12 Mart'tan sonraki birkaç gün içinde 70.000 kişi tutuklandı. Viyana'daki kullanılmayan kuzeybatı demiryolu istasyonu geçici bir toplama kampına dönüştürüldü.Amerikalı tarihçi Evan Burr Bukey, halkoylamasının sonuçlarının "büyük bir ihtiyatla" değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulunmuştur. Halkoylaması, geniş çaplı Nazi propagandasının etkisi altında gerçekleştirilmiş; başta eski sol parti üyeleri ile Yahudi veya Roman kökenli Avusturya vatandaşları olmak üzere yaklaşık 360.000 kişinin (oy kullanma hakkına sahip nüfusun %8'i) oy hakkı kaldırılmıştır.
Avusturyalıların Anschluss'a verdikleri destek ikircikliydi. Halka herhangi bir tercih hakkı tanınmamış, yoğun yıldırma ve siyasal muhalefetin sistemli biçimde bastırılmasına maruz bırakılmıştı. Halkoylaması sırasında Avusturya'nın ilhakı fiilen tamamlanmış bir durumdu. Zira Alman ordusu ülkeyi zaten işgal etmiş ve Almanya'ya entegre etmişti. Amerikalı tarihçi Evan Bukey, Avusturya nüfusunun en azından bir kesimi arasında samimi bir Alman milliyetçiliği duygusunun bulunduğunu ve antisemitik görüşlere sahip olanların "Büyük Alman Reichı"na karşı "görevlerini yerine getirmeye" fazlasıyla hazır olduklarını ileri sürmektedir. Bukey ayrıca, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi lideri Karl Renner ile Avusturya'daki Roma Katolik Kilisesi'nin en yüksek temsilcisi Kardinal Theodor Innitzer'in Anschluss'u desteklemiş olmaları nedeniyle, Avusturyalıların yaklaşık üçte ikisinin buna olumlu oy vermiş olabileceğini belirtmektedir.
Benzer biçimde Avusturyalı tarihçi Gerhard Botz da Nazilerin referandum sonuçlarını tahrif etmediğini ve "evet" oylarının %90 ile %99 arasında gerçekleştiğini varsaymaktadır. Botz'a göre, iktidarın zaten ele geçirilmiş olması ve halkın terör yoluyla sindirilmesine ek olarak, Kardinal Innitzer ile Karl Renner'in destek açıklamaları, nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Katolik-muhafazakâr ve sosyalist çevrelere Nasyonal Sosyalistlerin nüfuz etmesini sağlamıştır. Botz ayrıca, işsiz Avusturyalıların, Avusturyalı Yahudilerin sürülmesiyle boşalan işlere yerleştirilmelerini sağlayan Alman işsizlik sigortası sisteminden yararlandıkları için Anschluss'u desteklediklerini ileri sürmektedir. Bunun yanı sıra, Nasyonal Sosyalist propagandanın Almanya'da işsizliğin neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığını vurguladığını, milliyetçi duygulara hitap ederken antisemitizm aracılığıyla bir iç düşman inşa ettiğini de belirtmektedir.
Buna karşılık Julie Thorpe, Renner gibi kişilerin destek açıklamalarının Avusturya işçi sınıfı arasında yaygın Alman birliği (Pan-Germenizm) sempatisinin kanıtı olarak tek başına değerlendirilemeyeceğini ifade etmektedir.Britanyalı tarihçi Donny Gluckstein ise Avusturyalı sosyalistlerin Renner'in Anschluss'u desteklemesine "tiksintiyle" tepki gösterdiklerini ve bunun SPÖ içinde bir bölünmeye yol açtığını belirtmektedir. Avusturya sol çevreleri Anschluss'a şiddetle karşı çıkmış; Renner'in açıklaması birçok kişinin Otto Bauer önderliğindeki Devrimci Sosyalistlere veya Avusturya Komünist Partisi'ne katılmasına neden olmuştur. Innitzer'in desteğinin önemi de tartışmalıdır; Avusturyalı işçiler tarafından "hor görüldüğü" bildirilmektedir. Ayrıca Anschluss, Avusturya'da "Führer'imiz Mesih'tir" sloganıyla Katolik protestolarını da tetiklemiştir.
Avusturyalı tarihçi Alfred D. Low'a göre, Almanya'nın halkoylamasının Avusturya hükûmeti tarafından düzenlenmesine izin vermemesinin nedenlerinden biri, Nazi rejiminin sandıkta yenilgiye uğramaktan çekinmesiydi. Low, 1938 yılında "Avusturya'nın bağımsızlığını destekleyen çoğunluk bulunduğunu" belirtmektedir. Karina V. Korostelina da baskı unsuruna dikkat çekerek, Nazilerin "Yahudilerin yanı sıra Anschluss'a açıkça karşı çıkan Avusturyalıların da derhâl infazına başladıklarını" yazmaktadır. Anschluss'tan kısa süre sonra Avusturya'dan kaçan siyaset bilimci Eric Voegelin ise, "1938 yılında Avusturyalıların çoğunluğunun Almanya ile birleşmeyi istemediği konusunda pek az kuşku bulunduğunu" ifade etmiştir.
1938 yılında yazan Macar tarihçi Oszkár Jászi'ye göre, Anschluss düşüncesi Avusturya'daki siyasal çevrelerin büyük çoğunluğu tarafından reddediliyordu. Jászi, "Alman işçi hareketinin yok edilmesinin, Nazi yönetimi altında gerçekleşecek bir Anschluss'tan Avusturya sosyalizminin ne bekleyebileceğini gösterdiğini", buna karşılık "Avusturya Katolikliğinin ise Almanya'nın büyük Katolik partisi Zentrum'u ezip geçen bir sistem altında kendi kaderinin ne olacağını kavradığını" belirtmektedir. Ayrıca Avusturyalı Yahudiler, "eski Habsburg yanlısı subaylar ve memurlar" ile Avusturya kapitalizminin önemli bir bölümü de Anschluss'a karşı çıkmıştır. Dönemin çağdaş yazarlarının çoğu, Avusturyalıların yaklaşık üçte ikisinin ülkenin bağımsız kalmasını istediğini tahmin etmektedir.
Alman ordusu Avusturya'ya girerken kapalı kapılar ardında kaç Avusturyalının Anschluss'a karşı olduğu bilinmemektedir. Ancak kamuoyunda yürüyüş sırasında mutsuz görünen yalnızca tek bir Avusturyalının fotoğrafı ortaya çıkarılabilmiştir. Bazı Gestapo raporlarına göre ise Viyana'daki Avusturyalı seçmenlerin yalnızca dörtte biri ile üçte biri arasında bir kesim Anschluss'u desteklemekteydi. Kırsal bölgelerin çoğunda, özellikle Tirol'de, Anschluss'a verilen destek daha da düşüktü. Evan Burr Bukey'e göre, Nazi Almanyası'nın varlığı boyunca Avusturyalıların en fazla üçte biri tam anlamıyla Nazizmi desteklemiştir. Avusturya hükûmetinin tahminlerine göre ise, oy kullanma yaşı 24 olarak kabul edildiğinde, Avusturyalıların yaklaşık %70'i bağımsızlığın korunması yönünde oy kullanacaktı. Çek asıllı Amerikalı tarihçi Radomír Luža da Avusturyalıların %65 ila %75'inin bağımsızlığın sürdürülmesini desteklediğini tahmin etmektedir.[98] Buna karşılık, Avusturya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin Nazi Partisi'ni desteklediği tahmin edilmektedir.
Yeni kurulan Nazi yönetimi, iki gün içinde yönetim yetkisini Almanya'ya devretmiş ve Wehrmacht birlikleri Anschluss'u fiilen uygulamak amacıyla Avusturya'ya girmiştir. Naziler, izleyen ay içinde tüm Reich genelinde denetim altındaki bir halkoylaması düzenleyerek halktan fiilen gerçekleşmiş durumu onaylamasını istemiş ve Avusturya'da kullanılan oyların %99,7561'inin ilhak lehine olduğunu ileri sürmüştür.
Müttefik Devletler, Avusturya ile Almanya'nın birleşmesini açıkça yasaklayan Versay ve Saint-Germain Antlaşmaları'nın hükümlerini koruma yükümlülüğünü üstlenmiş olmalarına rağmen, verdikleri tepki yalnızca sözlü ve sınırlı düzeyde kaldı. Herhangi bir askerî çatışma yaşanmadı. İlhaka en sert biçimde karşı çıkan Fransa ile Büyük Britanya dahi barışı bozacak bir girişimde bulunmadı. En güçlü diplomatik protesto ise Meksika hükûmeti tarafından dile getirildi.
Çelik kıtlığı çeken ve ödemeler dengesi zayıf olan Almanya, Anschluss sayesinde Erzberg'deki demir cevheri madenlerini ve Avusturya Merkez Bankası rezervlerinde bulunan 748 milyon Reichsmarkı (RM) ele geçirdi. Bu miktar Almanya'nın kendi nakit rezervlerinin iki katından fazlaydı. İzleyen yıllarda, bazı banka hesapları "düşman malvarlığı hesapları" statüsü altında Avusturya'dan Almanya'ya devredildi.
Yahudilere yönelik zulüm

Anschluss'un hemen ardından Viyana'daki Yahudiler, şehrin kaldırımlarına yazılmış bağımsızlık yanlısı sloganları (Reibpartie) temizlemeye zorlandı. Yahudilere yönelik kampanya ilhakın hemen ardından başladı. Yahudiler Viyana sokaklarında aşağılanarak dolaştırıldı, evleri ve işyerleri yağmalandı. Başarısızlıkla sonuçlanan 13 Mart halkoylamasi öncesinde sokaklara yazılmış bağımsızlık yanlısı sloganları silmeye Yahudi erkek ve kadınlar zorlandı. Josefstadt Tiyatrosu'nda görev yapan Yahudi aktrisler ise SA tarafından tuvalet temizlemeye mecbur bırakıldı. Kısa süre içinde Aryanlaştırma süreci başlatıldı ve Yahudiler birkaç ay içerisinde kamusal yaşamdan sistematik biçimde dışlandı.
Bu süreç, 9-10 Kasım 1938'de gerçekleşen Kristal Gece pogromuyla doruk noktasına ulaştı. Viyana'daki tüm sinagoglar ve Yahudi toplumuna ait mülkler ile Salzburg başta olmak üzere diğer Avusturya şehirlerindeki Yahudi ibadet yerleri tahrip edildi. Yalnızca yerleşim bölgesinde bulunması nedeniyle ateşe verilemeyen Stadttempel ayakta kaldı. Yahudilere ait dükkânların büyük bölümü yağmalandı ve kapatıldı. Bir gecede 6.000'den fazla Yahudi tutuklandı. Tutuklananların çoğu takip eden günlerde Dachau toplama kampına gönderildi.[106] Nürnberg Yasaları Mayıs 1938'den itibaren Avusturya'da uygulanmaya başlandı ve daha sonra sayısız antisemitik düzenlemeyle daha da sertleştirildi. Yahudiler aşamalı olarak temel haklarından mahrum bırakıldı; neredeyse bütün mesleklerden uzaklaştırıldı, okul ve üniversitelere kabul edilmediler. Eylül 1941'den itibaren ise sarı Davut Yıldızı taşımaya zorlandılar.
Naziler, Yahudileri göçe zorlamak amacıyla Yahudi örgütlerini ve kurumlarını feshetti. Feshedilen kurumların arasında Avusturya Yahudi toplumu tarafından kurulmuş olan HaKoah Viyana Spor Kulübü de bulunmaktadır. Nazilerin bu yıldırma politikası büyük ölçüde başarılı oldu. 1941 yılı sonuna kadar 130.000 Yahudi Viyana'dan ayrıldı. Ayrılanların yaklaşık 30.000'i Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. Göç edenler tüm mal varlıklarını geride bırakmak zorunda kaldı. Bu ağır yükün yanında, Yahudiler Nazi Almanyası'ndan ayrılanlara uygulanan Reich Uçuş Vergisi'ni ödemeye mecbur bırakıldı. Bazıları bu vergiyi ödeyebilmek için uluslararası yardım kuruluşlarından mali destek aldı. Viyana'da kalmayı sürdüren Yahudilerin büyük çoğunluğu ise daha sonra Holokost'un kurbanı oldu. Toplama kamplarına sürülen 65.000'den fazla Viyanalı Yahudiden 2.000'den azı hayatta kaldı.
İlgili filmler
- 'The Sound of Music', (1965)
- 'Trapp Ikka Monogatari (Japonca: トラップ一家物語, İngilizce: Trapp Family Story)', (Anime, 1991) Trailer 2 Ekim 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde .
Ayrıca Bakınız
- Holokost
- HaKoah Viyana SK
- Avusturya tarihi
- Almanya tarihi
- Nazi Almanyası
- Nazi terminolojisi
- 1938'de Avusturya
- 1938'de Almanya
- 1938'de uluslararası ilişkiler
- İlhak
- Avusturya'nın Yahudi tarihi
- Ulusal birleşmeler
