Destek
Ücretsiz İndirme ve Bilgi Platformu

Büyük İskender (Antik Yunanca: Grekçe: Ἀλέξανδρος ὁ Μέγας, Aléxandros ho Mégas; Latince: Alexander Magnus; MÖ 20/21 Temmuz 356 – MÖ 10/11 Haziran 323), tam adıy

III. Aleksandros

Vikipedi, özgür ansiklopedi
( sayfasından yönlendirildi)
III. Aleksandros
Büyük İskender
Basileus
İskender Mozaiği'nden bir detay (MÖ 120–100 yılları arasında yapılmıştır)
Makedonya kralı
Hüküm süresiMÖ Ekim 336 – Haziran 323
Önce gelenII. Philippos
Sonra gelenIV. Aleksandros
III. Philippos Arrhidaios
Mısır firavunu
Hüküm süresiMÖ 332 - MÖ 323
Önce gelenIII. Darius
Sonra gelenIV. Aleksandros
III. Philippos Arrhidaios
Antik İran kralı
Hüküm süresiMÖ 330 - MÖ 323
Önce gelenIII. Darius
Sonra gelenIV. Aleksandros
III. Philippos Arrhidaios
Asya kralı
Hüküm süresiMÖ 331 - MÖ 323
Önce gelenMakam oluşturuldu
Sonra gelenIV. Aleksandros
III. Philippos Arrhidaios
Doğum20 Temmuz MÖ 356
Pella, Makedonya Krallığı
ÖlümMÖ 10–11 Haziran 323
(32 yaşında)
Babil, Mezopotamya
DefinBilinmiyor
Eş(ler)i
  • Roxana
  • II. Stateira
  • II. Parisatis
Çocuk(lar)ıIV. Aleksandros
Herakles (gayrimeşru)
HanedanArgeadlar hanedanı
BabasıII. Philippos
AnnesiOlympias
DiniAntik Yunan dini

Büyük İskender (Antik Yunanca: Grekçe: Ἀλέξανδρος ὁ Μέγας, Aléxandros ho Mégas; Latince: Alexander Magnus; MÖ 20/21 Temmuz 356 – MÖ 10/11 Haziran 323), tam adıyla III. Aleksandros, antik Makedonya Krallığı'nın Argead hanedanından Makedonyalıların Kralı'dır. II. Philippos'un oğlu olan İskender, MÖ 336'da 20 yaşında tahta geçmiş; on üç yıllık saltanatını büyük ölçüde askeri seferler yürüterek geçirmiştir. 30 yaşına gelindiğinde Yunanistan'dan Kuzeybatı Hindistan'a uzanan tarihin en büyük imparatorluklarından birini kurmuştur. Savaş meydanında hiç yenilgiye uğramamış olan İskender, tarihçiler tarafından tarihin en başarılı askeri komutanlarından biri kabul edilmektedir.

Pella'da dünyaya gelen İskender, 13 yaşından itibaren Aristoteles tarafından yetiştirilmiştir. Tahta geçtikten kısa süre sonra Balkanlar'da kuzey sınırlarını güvenceye almış ve Thebes'i yerle bir etmiştir. MÖ 334'te Korinthos Birliği'nin komutanı sıfatıyla Ahameniş İmparatorluğu'na karşı Pan-Hellen seferini başlatmıştır. İssos ve Gaugamela'daki zaferlerle III. Darius'u tahttan indirmiş; Adriyatik Denizi'nden İndus Nehri'ne uzanan imparatorluğu kurmuştur. MÖ 326'da Hydaspes Muharebesi'nde Poros'u yenerek Hindistan'a girmiş, ancak askerlerinin isyanı üzerine geri dönmek zorunda kalmış ve MÖ 323'te Babil'de 32 yaşında hayatını kaybetmiştir.

İskender'in ölümünün ardından Diadohi Savaşları patlak vermiş ve imparatorluk dağılmıştır. Ölümü geleneksel olarak Helenistik dönemin başlangıcı kabul edilmektedir. Fetihleri aracılığıyla Yunan kültürünü ve dilini doğuya yayan İskender, başta Mısır'daki İskenderiye olmak üzere yirmiden fazla şehir kurmuştur. Bu miras Grek-Budizm ve Helenistik Yahudiliğin doğuşuna zemin hazırlamış; Yunan dili, Bizans İmparatorluğu'nun 1453'teki çöküşüne kadar bölgenin ortak dili olarak kalmıştır.

İskender'in ölüm nedeni günümüzde de tartışmalıdır; tifo ateşi, sıtma, zehirlenme ve aşırı alkol kullanımına bağlı karaciğer yetmezliği başlıca teoriler arasındadır. 2019'da öne sürülen Guillain-Barré sendromu teorisi ise cesedin bozulmadan kalmasını fizyolojik bir olgu olarak açıklamaya çalışmaktadır. İskender savaş meydanında birden fazla ağır yara almış; Granikos'ta kafasına kılıç darbesi, İssos'ta bacak yarası, Gazze'de omuz oku ve Hindistan'da akciğerine saplanan ok bu yaraların başında gelmektedir.

Akhilleus'a benzetilen efsanevi bir kahraman kimliği edinen İskender, pek çok kültürün tarihsel ve mitolojik geleneğinde kalıcı bir iz bırakmıştır. MÖ 3. yüzyılda derlenen İskender Romanı Orta Çağ boyunca yüzü aşkın versiyona kavuşmuş ve İncil'den sonra Orta Çağ Avrupası'nın en geniş kitleye ulaşan edebi eseri olarak kabul görmektedir. İslam geleneğinde Zülkarneyn figürüyle özdeşleştirilen İskender, Kehf Suresi'nde anılmakta; Türk, Fars ve Arap edebiyatlarında İskendername geleneğiyle yüzyıllarca yaşatılmaktadır. Julius Caesar, Pompeius ve Napolyon Bonapart gibi tarihsel figürler onu ilham kaynağı olarak benimsemiş; modern askeri akademiler onun taktiklerini müfredata almayı sürdürmektedir.

Hayatı

Tarihçilik ve yorum

İskender'in tarihsel değerlendirmesi, antik çağdan günümüze önemli ölçüde farklılık göstermiştir. Antik Yunan ve Roma geleneği onu büyük ölçüde idealleştirmiş; Plutarkhos onu erdemin ve liderliğin simgesi olarak sunmuştur. Curtius Rufus ise olayları daha eleştirel ve dramatik bir bakış açısıyla ele alır.

Modern tarih yazımında İskender'e yönelik görüşler keskin biçimde ayrışmaktadır. W. W. Tarn gibi erken 20. yüzyıl tarihçileri onu insanlığı birleştirmeyi hayal eden bir vizyon sahibi olarak yorumlarken, Ernst Badian ve A. B. Bosworth gibi sonraki akademisyenler fetih politikalarının yıkıcı boyutlarını, kitlesel katliamları ve otoriter eğilimlerin giderek güçlendiğini ön plana çıkarmıştır. Bunun yanı sıra Hint, İran ve Mısır tarih yazımları İskender'i kendi ulusal anlatıları çerçevesinde çok farklı biçimlerde değerlendirmektedir.

Son on yılda yapılan arkeolojik çalışmalar tarih yazımına yeni veriler katmıştır. Babilonya Astronomi Günlükleri'nin 1988–1996 yılları arasında yayımlanması, Gaugamela Muharebesi'nin kesin tarihini ve İskender'in Babil'deki son günlerine ait bazı ayrıntıları doğrulamıştır. Öte yandan Vergina kazıları II. Philippos'un mezarını ortaya çıkararak saray ve hanedanlık kültürüne ilişkin maddi kanıtlar sunmuştur. Dijital görüntüleme teknolojileri ve DNA analizleri, hem Vergina bulgularını hem de İskender'in hastalığıyla ilgili tıbbi hipotezleri yeniden değerlendirmek amacıyla uygulanmaktadır.

Doğumu ve ailesi

II. Philippos, İskender'in babası.

İskender, Makedonya Krallığı'nın başkenti Pella'da, antik Yunan takviminde Hekatombaion ayının altıncı günü dünyaya gelmiştir; bu tarih büyük olasılıkla MÖ 20 Temmuz 356'ya karşılık gelmektedir (kesin tarih tartışmalıdır). Babası, Argead hanedanından Makedonya Kralı II. Philippos; annesi ise Epirus'un Aiakid Kralı I. Neoptolemos'un kızı Olympias'tır. Philippos'un yedi ya da sekiz eşi bulunmasına karşın Olympias, İskender'i doğurduğu için bir dönem baş eş konumunda olmuştur.

Annesi Olympias, Dionysos kültünün ateşli bir mensubuydu; efsaneye göre Zeus ile de mistik bir ilişkisi vardı. Plutarkhos'a göre Olympias, Philippos ile evliliğinin gerçekleştiği gecenin öncesinde rahmine bir yıldırımın çarptığını ve geniş bir alanı aydınlatan bir alev tutuştuğunu gören bir rüya görmüştür. Philippos ise rüyasında eşinin rahmini aslan figürlü bir mühürle mühürlediğini görmüştür. Bu rüyalar, İskender'in tanrısal bir babanın, yani Zeus'un oğlu olduğuna işaret eder biçimde yorumlanmıştır. Söz konusu efsanelerin İskender'in tanrısal soyundan geldiğini kanıtlamak amacıyla sonradan uydurulmuş ya da teşvik edilmiş olabileceği de düşünülmektedir. Antik yorumcular, Olympias'ın bu anlatıyı bizzat yaydığını ya da tam aksine tanrısallık iddiasını küstahça bularak reddettiğini çeşitli biçimlerde aktarmaktadır.

İskender'in dünyaya geldiği gün, babası Potidaia'yı kuşatmaya hazırlanıyordu. Aynı gün Philippos, generali Parmenion'un İllirya ve Paionia ordularını bozguna uğrattığı haberini ve atlarının Olimpiyat Oyunları'nda zafer kazandığını öğrendi. Bunun yanı sıra Yedi Harika'dan biri olan Efes'teki Artemis Tapınağı'nın da aynı gün yandığı rivayet edilmektedir. Magnesia'lı Hegesias, tapınağın tanrıçanın İskender'in doğumuna tanıklık etmek için uzakta olduğu sırada yandığını öne sürmüştür. Antik düşünürler bu çakışan olayları İskender'in olağanüstü kaderinin habercisi olarak yorumlamıştır.

Fiziksel görünümü

İskender'in mermer portre büstü, MÖ 3. yüzyıl. Ny Carlsberg Glyptotek, Kopenhag.

Antik kaynaklar İskender'in fiziksel görünümünü çeşitli biçimlerde aktarmaktadır. Plutarkhos, onun boy olarak orta düzeyde, ışıl ışıl ve sert bakışlı olduğunu; boynunu sol yana hafifçe yatık tuttuğunu ve gözlerinin birinin koyu, diğerinin açık renkte olduğunu yazar. Saçı aslanın yelesini andırır biçimde gür ve sarımsı-kahverengi tonlardaydı; teni açık, yanakları ve göğsü ise sıklıkla kızarmış bir renk alırdı. Derisi hoş bir koku yayardı; giysileri de bu kokuyu taşırdı. Bu ayrıntıyı İskender'in çağdaşı olan müzisyen ve düşünür Aristoxenos aktarmaktadır.

Lysippos tarafından dökülen bronz heykel, bizzat İskender tarafından onaylanan ve en doğru benzerliği taşıdığı kabul edilen portredir; bu eser tüm sonraki resmi tasvirlerin referans noktasını oluşturmuştur. Apelles ise onu şimşek tutan bir tanrı olarak resmetti; ancak teni gerçekte olduğundan daha esmerdi. Pompeii'de bulunan İssos Mozaiği (MÖ yaklaşık 100) ile İskender Sarkofajı üzerindeki kabartmalar da dönemin görsel aktarımları arasında en önemli yeri tutmaktadır. İskender, döneminin ünlü sanatçıları Lysippos (heykel), Apelles (resim) ve Pyrgoteles'i (mühür kazıma) özel sanatçıları olarak belirlemiş; yalnızca onların eserlerine izin vermiştir.

Antik kaynaklar ayrıca Sisygambis'in — III. Darius'un annesinin — İskender ile Hephaistion'u ilk kez gördüğünde İskender'i Hephaistion zannettiğini aktarmaktadır; çünkü Hephaistion hem daha uzun hem de daha gösterişli bir görünüme sahipti. Bu anekdot, hem Curtius Rufus hem de Sicilyalı Diodoros tarafından nakledilmektedir ve İskender'in sarayında protokolün ne denli esnek işleyebildiğini gösteren ilginç bir ayrıntıdır.

Eğitimi

Aristoteles, İskender'in hocası. Palazzo Altemps, Roma.

İskender'in ilk yıllarında sütannesi, ileride generali olacak olan Kleitos'un kız kardeşi Lanikiydi. Çocukluk döneminde ise annesinin bir akrabası, sert kişiliğiyle tanınan Leonidas ve Akarnanialı Lysimakhos tarafından yetiştirildi. Asil Makedon gençlerinin eğitim anlayışına uygun biçimde okuma yazma, lir çalma, ata binme, dövüş ve av sanatlarını öğrendi. Antik kaynaklarda ayrıca dilbilimci Lampsakoslu Anaximenes'in de İskender'in öğretmenleri arasında yer aldığı ve ilerleyen yıllarda seferlerine eşlik ettiği aktarılmaktadır.

İskender on yaşındayken Thessalia'lı bir tüccar Philippos'a teklif fiyatı on üç talent olan bir at getirdi. At bindirilmek istendiğinde sertçe tepinmeye başladı. Ancak İskender atın kendi gölgesinden korktuğunu fark ederek onu yatıştırmayı başardı. Oğlunun bu cesaret ve zekâ gösterisinden son derece etkilenen Philippos gözyaşları içinde onu öptükten sonra şunu söyledi: "Oğlum, isteklerine yetecek büyüklükte bir krallık bul kendine; Makedonya senin için çok küçük." İskender ata Bukephalas ("öküz başı" anlamında) adını verdi. Bukephalas, İskender'e Hindistan'a kadar eşlik etti; hayvanın ölümünün ardından (Plutarkhos'a göre otuz yaşında, yaşlılık nedeniyle) İskender onun anısına Bukephala adlı bir şehir kurdu.

İskender 13 yaşına geldiğinde Philippos ona özel bir öğretmen aramaya başladı; İsokrates ve Speusippos gibi isimler değerlendirmeye alındı. Sonunda seçim Aristoteles üzerinde karar kıldı ve ders yeri olarak Mieza'daki Peribeler Tapınağı tahsis edildi. Philippos bu hizmet karşılığında Aristoteles'in memleketi olan ve daha önce harabeye çevirdiği Stageira'yı yeniden inşa etmeyi, köle durumuna düşürülmüş ya da sürgüne gönderilmiş eski yurttaşları satın alarak serbest bırakmayı kabul etti.

Mieza, İskender ile Ptolemaios, Hephaistion ve Kassandros gibi Makedon soylularının çocuklarının birlikte eğitim gördüğü bir çeşit yatılı okuldu. Bu öğrencilerin büyük bölümü ilerleyen yıllarda İskender'in arkadaşları ve generalleri olacak, "Yoldaşlar" (Hetairoi) adıyla anılacaktı. Aristoteles, İskender'e tıp, felsefe, ahlak, din, mantık ve sanat dersleri verdi; botanik ve zooloji gibi doğa bilimlerine de ilgisini çekti. Aristoteles'in rehberliğinde İskender, Homeros'un, özellikle de İlyada'nın büyük bir hayranı oldu; Aristoteles ona kendi notlarıyla zenginleştirilmiş bir nüsha verdi ve bu nüsha seferleri boyunca İskender'in yanından hiç ayrılmadı. İskender ayrıca Euripides'i ezbere okuyabiliyordu. Aristoteles ile aralarındaki ilişki, ilerleyen yıllarda özellikle İskender'in Doğu geleneklerine yakınlaşması nedeniyle gerginleşti.

İskender'in gençlik yıllarında Makedon sarayında sürgünde bulunan bazı Pers asilzadeleriyle de temas hâlindeydi. Bunların başında, MÖ 352–342 yılları arasında sarayda kalan Artabazos II ve kızı Barsine gelmekteydi. Bu temaslar Makedon sarayının Pers siyasetine hâkim olmasına katkıda bulundu ve ilerleyen yıllarda İskender'in imparatorluğu yönetirken benimsediği bazı politikalara zemin hazırladı.

İlk askeri deneyimler (MÖ 340)

MÖ 340'ta Philippos, Bizans (Byzantion) ve Perinthos şehirlerini kuşatmak üzere sefere çıkınca 16 yaşındaki İskender'i Makedonya'da naip olarak geride bıraktı. Bu kısa naiplik döneminin kıyısında İskender, Makedonya topraklarına saldıran Maedi kabilesini büyük bir hızla bastırdı, kabilenin topraklarını denetim altına alarak bölgede Aleksandropolis (tam adıyla Alexandropolis Maedica) adlı bir şehir kurdu. Ardından güneydeki olaylara katılarak babasının Perinthos'u kuşatması sırasında onu bir saldırıda bizzat kurtardığı da aktarılmaktadır.

Perinthos ve Byzantion kuşatmaları, Philippos'un geliştirdiği kuşatma mühendisliğinin ilk büyük sınavı niteliğindeydi; yüksek kuşatma kuleleri, koçbaşları ve katapültlerin birlikte kullanıldığı bu kuşatmalar başarıyla sonuçlanamadıysa da İskender'e deniz kıyısındaki tahkimli kentlerin ne denli zor hedefler olduğunu ilk elden öğretti. Babasının yarattığı bu kuşatma makinesini İskender, ilerleyen yıllarda Miletos, Halikarnassos ve Sur (Tyre) gibi şehirleri fethetmek için etkin biçimde kullanacaktı.

MÖ 338'deki Khaironeia Muharebesi'nde İskender sol kanatta, Seçkin Süvari'ye (Hetairoi) komuta etti. Thebailer'in meşhur Kutsal Manga'sını (Sacred Band) o dağıttı; bu eylem, Khaironeia'nın kazanılmasında belirleyici rol oynadı ve genç prensin savaş meydanındaki yeteneğini tüm Yunan dünyasına kanıtladı. Plutarkhos'a göre zaferden sonra Philippos gözyaşlarıyla oğlunu kucakladı.

Genç İskender ve taht mücadelesi

Philippos MÖ 338'de general Attalos'un yeğeni Kleopatra Eurydike ile evlenince İskender'in veliahd konumu sarsıldı; bu evlilikten doğacak çocuk tam kanlı Makedonyalı sayılacaktı. Düğün ziyafetinde sarhoş olan Attalos tanrılardan meşru bir halef vermelerini dileyince İskender öfkeyle ona bir kupa fırlattı. Bu açık gerilim sonunda İskender'in MÖ 337'de annesiyle birlikte sarayı terk ederek önce Dodona'ya, oradan da İllirya'ya sığınmasıyla doruğa ulaştı. Bir aile dostunun arabuluculuğuyla altı ay sonra Makedonya'ya geri döndü.

Pixodarus meselesi

İskender'in Makedonya'ya geri döndüğü dönemde — yaklaşık MÖ 337 — Karya satraplığının başı Pixodarus, Philip ile askeri-diplomatik bir ittifak kurmak amacıyla elçi gönderdi; teklifin özü, en büyük kızını Philip'in oğlu III. Philippos Arrhidaios ile evlendirmekti. Olympias ve İskender'in yakın çevresi bu hamleyi, Philip'in Arrhidaios'u halefi olarak öne çıkarmaya çalıştığı şeklinde yorumlayarak İskender'i alarma geçirdi.

Buna karşılık İskender, tragedya oyuncusu Thessaloslu Thessalos'u Karya'ya gönderdi; Thessalos, Pixodarus'a Arrhidaios'un hem gayrimeşru hem de akılca zayıf (nothos, ou phrenērēs) olduğunu bildirerek kızı için asıl layık damadın bizzat İskender olduğunu iletti. Philip bu diplomatik kurcalamayı öğrenince son derece öfkelendi; İskender'i kraliyet ailesine ait evlilikleri düzenleme yetkisini aşmakla suçladı. Bu olayın bedelini İskender'in yakın dostları ağır ödedi: Ptolemaios, Nearhos, Harpalos, Erigyios ve Laomedon, Philip tarafından Makedonya'dan sürgün edildi. Bu kişiler ancak İskender'in tahta çıkmasının ardından geri çağrıldı ve ilerleyen yıllarda imparatorluğun kilit mevkilerini üstlendi.

Pixodarus meselesi, Philip ile İskender arasındaki gerginliğin giderek derinleştiğini gösteren önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir; İskender'in veliahd konumunun gerçekte ne kadar sağlam olduğuna dair kaygılar bu dönemde doruğa ulaşmıştı.

Tahta geçişi

II. Philippos'un Vergina'daki mezarında bulunan altın tabut; üzerinde "Vergina Güneşi" sembolü, MÖ 4. yüzyıl.

MÖ 336'da Aigai'de (bugünkü Vergina yakınları) kızı Kleopatra'nın Epirus Kralı I. İskender ile düğünü kutlanırken Philippos, muhafız komutanı Orestis'li Pausanias tarafından öldürüldü. Pausanias kaçmaya çalışırken bir asma kütüğüne takılarak yere düştü ve arasında Perdikkas ile Leonnatos'un da bulunduğu İskender'in yoldaşları tarafından öldürüldü. Soylular ve ordu 20 yaşındaki İskender'i derhal kral ilan etti.

Suikastın ardındaki gerçek güç hâlâ tartışmalıdır. Pausanias'ın kişisel bir haksızlığın intikamını aldığı genel kabul gören bir açıklamadır; ancak modern tarihçiler Olympias'ın, İskender'in ya da Pers desteğinin olaya karışıp karışmadığını da sorgulamaktadır. Antik kaynaklar bu konuda tutarsızlık içermektedir; kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.

İskender, saltanatına başlar başlamaz olası rakiplerini etkisiz kılmaya girişti: Eski kral IV. Amyntas idam edildi; babasının suikastına karıştığı tespit edilen iki Makedon prensi öldürüldü. Annesi Olympias, Kleopatra Eurydike ile Philippos'tan olan kızını ise diri diri yaktırdı; bunu öğrenen İskender büyük öfke duydu. Attalos da idam edildi; zira Demosthenes'le yazışmakta olduğu ve tehlikeli bir rakip olmayı sürdürdüğü değerlendiriliyordu.

Philippos'un ölüm haberi Thebes, Atina, Thessalia ve kuzeydeki Trak kabileleri başta olmak üzere pek çok bölgede ayaklanmalara yol açtı. İskender olaylara hızla müdahale ederek Thessalia ordusunu Olympos Dağı ile Ossa Dağı arasındaki geçide baskın uygulayarak yenilgiye uğrattı ve süratle güneye yürüdü. Korinthos'ta Atina ile barış yaparak isyancıları affetti. Kinikos Diogenes ile de ünlü buluşması burada gerçekleşti: Güneşini engellemesini söyleyen filozofa İskender şöyle yanıt verdi: "Eğer İskender olmasaydım, Diogenes olmak isterdim." Korinthos'ta Hegemon unvanını alarak Persia'ya karşı düzenlenecek seferin komutanı olarak onaylandı.

Makedonya'nın Yönetimi: Antipatros ve Olympias

İskender on üç yıl süren seferleri boyunca Makedonya ve Yunanistan'ın yönetimini, güvenilir generali Antipatros'a (yaklaşık MÖ 399–319) bıraktı. Antipatros, babasından devreden köklü bir devlet adamıydı; II. Philippos'un ilk günlerinden beri sarayın belkemiğini oluşturmuş, İskender'in de tahta güvenle çıkmasını sağlamıştı. MÖ 334'te İskender Asya'ya geçerken Antipatros'u Avrupa'daki kuvvetlerin başına Makedonya genel valisi olarak atadı.

Antipatros'un naiplik dönemi birçok iç çalkantıyla geçti. En ciddi sınav, MÖ 331'de Sparta Kralı III. Agis'in Pers altınıyla örgütlediği Makedon karşıtı koalisyondu. Antipatros, diğer kampanyasını yarıda keserek kalabalık bir ordu topladı ve Agis'i Megalopolis yakınlarında ezici bir yenilgiye uğrattı; Agis bu savaşta hayatını kaybetti. Zaferin haberini alan İskender'in küçümseyici bir mektupla "Biz burada Darius'u yenmeye çalışırken siz Arkadia'da bir fare savaşı verdik" dediği aktarılmaktadır.

Antipatros ile İskender'in annesi Olympias arasındaki çatışma ise naiplik döneminin en kronik sorunu hâline geldi. Olympias, Antipatros'un yetkisini aştığını ve neredeyse bir kral gibi davrandığını öne sürerek İskender'e sürekli şikâyet mektupları yolladı; Antipatros da annesi hakkındaki şikâyetlerini İskender'e iletmekten geri kalmadı. İskender bir süre bu gerilimi yönetmeye çalıştıysa da MÖ 324'te Hint seferinden dönerken tutumu sertleşti: Antipatros'u Babil'e çağırdı ve yerine Krateros'u naip olarak atamayı planladı. Antipatros bu çağrıya uymayı reddetti; hem Yunan şehirlerinin ayaklanma riskini hem de ordu gereksinimlerini bahane etti. Bunun yerine oğlu Kassandros'u Babil'e gönderdi. Bu gelişmeler Antipatros ailesinin gözden düşmesine yol açtı; İskender'in beklenmedik ölümünden kısa süre sonra Kassandros tarafından zehirlendiği yönünde söylentiler gündeme geldi.

Daha derin bir biçimde ele alındığında Antipatros'un naipliği, imparatorluğun iki merkezli yapısının ilk ciddi sınavıydı: İskender fetihleri derinleştirdikçe Makedonya'daki üs, kademeli olarak arka plana itildi ve bu yarılma Diadoklar döneminin kargaşasına zemin hazırladı.

Balkanlar Seferi (MÖ 335)

Korinthos'tan dönen İskender, Persia seferine geçmeden önce kuzey sınırlarını kesin biçimde güvence altına almak amacıyla Balkanlar'a yürüdü. Trakya'daki Triballar kabilesini Lyginos Nehri kıyısında bozguna uğratarak Tuna Nehri'nin ötesine sürdü; nehri geçerek Getleri de mağlup etti. Bu hızlı harekât, çevre kavimler üzerinde İskender'in gücünün açık bir göstergesi oldu.

Ardından batıya dönen İskender, İllirya Kralı Kleitos ile Taulantii hükümdarı Glaukias'ın birleşik kuvvetlerine karşı Pelion kalesi yakınlarında zorlu bir muharebe yürüttü. Düşmanlar dağlık arazide savunma mevzisi kurmuştu; İskender gece baskını ve sahte çekilme manevrasıyla onları dağıttı.

Bu seferler devam ederken Thebes'te İskender'in öldüğüne dair asılsız haberler yayıldı ve Makedon garnizonuna karşı ayaklanma başladı. İskender inanılmaz bir hızla güneye inerek Thebes'in önüne geldi; şehrin son çare olarak direnmesi üzerine Korinthos Birliği kararıyla Thebes yerle bir edildi. Pindaros'un evi, tapınaklar ve rahip haneleri dışında tüm yapılar tahrip edildi; yaklaşık 6.000 kişi hayatını kaybetti, 30.000'i aşkın kişi ise köle olarak satıldı. Bu sert önlem, Yunan şehir devletleri üzerinde caydırıcı bir etki bıraktı ve İskender'in geriye kalan saltanatı boyunca Yunanistan'daki büyük ölçekli iç ayaklanmaların önüne geçti.

Pers İmparatorluğu'na Karşı Sefer

Büyük İskender'in seferlerinin güzergahını ve imparatorluğunun en geniş sınırlarını gösteren harita.

İskender'in Pers seferinde kullandığı ordunun yapısı, taktik anlayışı ve lojistik altyapısı için bkz. Askeri Taktikler ve Strateji bölümü. Temel taktik prensibi, Makedon falanjının düşmanı sabitlerken Hetairoi süvarisinin saldırı darbesi indirmesine dayanan "çekiç ve örs" anlayışıydı; bu prensip İssos, Gaugamela ve Hydaspes'te üst üste hayata geçirildi.

Lojistik ve ikmal

İskender'in askeri başarılarının ardında savaş taktiklerinin yanı sıra üstün bir lojistik anlayış da yatmaktadır. Ordu, belirli bir coğrafyada uzun süre konaklamak yerine sürekli hareket ederek yerel ikmal kaynaklarından yararlanırdı. Mühendislik birlikleri köprü inşa eder, kuşatma makineleri kurar ve yeni yollar açardı. Akhaimenid posta yolu sistemi ele geçirildikten sonra İskender bu altyapıyı iletişim ve ikmal amaçlı kullandı. Pers hazinelerinden elde edilen muazzam servet ise paralı askerlerin ücretlerini ve ordunun maliyetlerini karşıladı; bu kaynakların tükenmesi hiçbir zaman söz konusu olmadı.

Deniz stratejisi: Pers donanmasını karadan çökertmek

İskender sefere çıktığında Pers donanması rakipsizdi: Fenike, Kıbrıs ve Rodos'tan oluşan bu güç Ege'yi fiilen denetim altında tutuyordu. Makedonya donanması ise karşılaştırılamayacak kadar küçüktü. General Parmenion, denizdeki güç dengesizliğine karşın bir gösteri savaşı yapılmasını önerdi; İskender bu öneriyi reddetti. Bunun yerine radikal bir strateji geliştirdi: Miletos kuşatmasında Pers donanmasının limana giremeyeceğini anlayınca Yunan müttefik filosunu lağvederek yalnızca yirmi Atinalı gemiyi elinde tuttu. İskender'e göre Pers donanmasının limanlara ihtiyacı vardı; o limanları birer birer kara kuvvetleriyle ele geçirecek, böylece devasa Pers filosunu yakıtsız ve mühimmatsız bir hâlde açık denizde bırakacaktı.

Bu strateji kritik bir noktada sınavını verdi. Pers donanmasının başındaki Rodos'lu Memnon tam da bu savunma mantığını aşmak için farklı bir hamle yaptı: kara muharebesi yerine Ege adalarını ele geçirerek Yunanistan'da isyan örgütlemeye ve Makedonya'yı İskender'in sırtından vurmaya girişti. Khios ve Lesbos'un büyük bölümünü ele geçirdi; bu Makedonya'yı ciddi biçimde tehdit etti. Ancak MÖ 333'te Mytilene kuşatması sürerken Memnon ateşli bir hastalıktan öldü. Yerine geçen komutanlar aynı stratejik tutarlılığı sürdüremediler. Memnon'un MÖ 333'teki ölümü, pek çok tarihçi tarafından İskender'in Asya kampanyasında "büyük şans" unsuru olarak değerlendirilmektedir.

İskender'in Fenike kıyı şehirlerini —özellikle Sur'u— fethetmesi bu stratejinin en önemli halkasıydı: Fenikeli ve Kıbrıs'lı gemiciler, İskender'in yanına geçerek Pers donanmasının bel kemiğini çökertti. İssos zaferinin ardından Pers donanması fiilen dağıldı ve İskender, kendi küçük filosunu hiçbir zaman büyük bir savaşa sokmak zorunda kalmadan deniz hâkimiyetini elde etti.

Hellespontos'u geçiş ve Granikos (MÖ 334)

Granikos Muharebesi (MÖ 334).

Kuzey sınırlarını güvence altına alan İskender, MÖ 334 ilkbaharında Hellespontos'u (Çanakkale Boğazı) geçti. Ordusu yaklaşık 48.100 piyade, 6.100 süvari ve 120 savaş gemisinden oluşuyordu; gemilerde ayrıca 38.000 mürettebat bulunuyordu. Bu kuvvetler arasında Makedonyalılar, çeşitli Yunan şehir devletlerinden askerler, paralı askerler ve Trakya, Paionia ile İllirya'dan feodal askerler yer alıyordu. Asya topraklarına ayak basar basmaz bir mızrağını toprağa fırlatan İskender, kıtayı tanrıların armağanı olarak kabul ettiğini simgesel biçimde ortaya koydu. Troya'ya uğrayarak Akhilleus'un mezarına saygı sunuşunda bulundu; silahlarını Athena Polias tapınağına adadı. Aynı dönemde Priene'deki Athena Polias Tapınağı'nın inşaatını finanse etti; bugün Britanya Müzesi'nde saklanan taş yazıt bu bağışı doğrulamaktadır.

Granikos Muharebesi'nde Pers kuvvetleri üzerinde ilk zaferi kazanan İskender, Pers il başkenti Sardes'in teslimini aldı. Ardından İyonya kıyılarını boydan boya kat ederek şehirlere otonomi ve demokrasi tanıdı. Miletos birleşik kara-deniz harekâtıyla ele geçirildi; Halikarnassos'ta ise büyük ölçekli ilk kuşatmasını başarıyla yürüttü. Rodos'lu Memnon liderliğindeki Pers paralı askerleri deniz yoluyla çekilmek zorunda kaldı. Karya'nın yönetimini Hekatomnid hanedanından Ada'ya bıraktı; Ada onu evlat edindi.

Gordion düğümü (MÖ 333)

İskender'in Gordion Düğümü'nü kılıcıyla kesişini tasvir eden 18. yüzyıl gravürü.

MÖ 333 ilkbaharında İskender, antik Frigya başkenti Gordion'a ulaştı (bugünkü Polatlı yakınları, Türkiye). Kentte, Frigya'nın efsanevi kurucusu Gordias'ın öküz arabasını boyunduruğa bağladığı muazzam derecede karmaşık ve iç içe geçmiş bir düğüm bulunuyordu; Curtius Rufus bu düğümü "o kadar sıkı bağlanmış ki içinde nasıl bağlandığını görmek imkânsızdı" biçiminde tasvir etmektedir. Yerel kehanete göre bu düğümü çözecek kişi "tüm Asya'nın hâkimi" olacaktı.

Düğümün nasıl çözüldüğüne dair antik kaynaklar birbirinden ayrılmaktadır. En yaygın anlatıma göre — ki bu versiyon daha dramatiktir ve halk arasında yerleşmiştir — İskender düğümü tek bir kılıç darbesiyle kesti ve böylece kehanet koşulunu yerine getirdi. Öte yandan Arrianos, Aristobulos'a dayanan alternatif bir versiyonu aktarmaktadır: İskender boyunduruğu oka bağlayan pimi yerinden çıkararak ipin iki ucunu açığa çıkardı; bu sayede düğümü kesmeden çözdü. Arrianos'un aktardığı gece şiddetli bir fırtına patladı; kehanetçiler bunu İskender'in Asya'yı fethedeceğinin tanrısal onayı olarak yorumladı.

"Gordion Düğümü'nü kesmek" ifadesi, o günden bu yana görünürde çözümsüz olan karmaşık bir sorunu cesur ve alışılmadık bir hareketle çözmek anlamında kullanılan bir deyim hâline gelmiştir.

İmparatorluğun yönetim yapısı

İskender, fethettiği toprakları merkezi bir bürokratik yapı yerine esnek bir satraplık sistemiyle yönetmeyi tercih etti. Akhaimenid döneminden miras kalan bu sistemi büyük ölçüde koruyarak yerel yöneticileri görevde bıraktı; asıl değişiklik, mali denetim ve askeri komutanın ayrı kişilere verilmesi yönünde oldu. Böylece tek bir kişinin hem orduyu hem hazineyi elinde tutması önlendi. Yerli aristokratlara satraplık görevi vermesi —Mazaios'un Babil valiliği ve Aboulites'in Susa valiliği buna örnek gösterilebilir— siyasi istikrarı sağlamayı ve yerel halkın desteğini kazanmayı amaçlıyordu. Bu yaklaşım bazı Makedonyalı komutanlar tarafından Doğu geleneklerine aşırı yakınlık olarak eleştirildi.

Para politikası ve ekonomi

İskender, Pers hazinelerinden ele geçirdiği muazzam serveti —başta Persepolis olmak üzere dört büyük hazine merkezinden toplanan altın ve gümüşü— sistematik biçimde ticarete sürdü. Kendi adına sikke bastırarak Attik standartlarını esas alan bir para sistemini geniş coğrafyaya yaydı. Bu uygulama, fethedilen topraklarda ticaretin canlanmasına ve Doğu ile Batı arasındaki ekonomik alışverişin yoğunlaşmasına zemin hazırladı.

İskender'in para politikasının en önemli boyutlarından biri tutarlılıktı: Geniş imparatorluk coğrafyasında tek bir ağırlık ve saflık standardına dayanan sikkeler basmak, farklı bölgeler arasındaki ticareti kolaylaştırdı ve paralı askerlerin ücretlerinin güvenilir biçimde ödenmesini sağladı. Daha önce bölgesel olarak dağınık bir para dolaşımının hâkim olduğu Anadolu, Levant ve Mısır'da bu standart hızla yaygınlaştı.

Pers hazinelerinin piyasaya sürülmesi kısa vadede enflasyonist etkiler yarattı; özellikle Ege çevresinde fiyat artışları yaşandı. Ancak uzun vadede bu sermaye, Helenistik dönemin ticari genişlemesini ve büyük şehirlerin inşaatını finanse etti. İskenderiye, Antiokheia ve Seleukeia gibi kentlerin kısa sürede gelişmesi, kısmen bu hazine transferinin yarattığı servet birikimiyle açıklanmaktadır.

İssos muharebesi (MÖ 333)

İssos Muharebesi mozaiği (yaklaşık MÖ 100). Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi.

MÖ 333 ilkbaharında Kilikya'ya geçen İskender, uzun süren bir hastalığın ardından Suriye'ye doğru yürüdü. III. Darius'un çok daha büyük ordusunun manevrasına karşın İssos'ta karşısına çıkarak Persleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Dar İssos ovasında Pers'in sayısal üstünlüğü büyük ölçüde etkisizleşti. Darius savaş alanından kaçtı; ardında eşini, iki kızını, annesi Sisygambis'i ve muazzam bir hazineyi bıraktı. İskender, Darius'un ailesine son derece saygılı davrandı ve bu tutum antik kaynaklarda önemle vurgulanmaktadır.

Darius, kaybettiği toprakların iadesini ve ailesi için 10.000 talent fidye ödemeyi önerdi. İskender ise artık Asya'nın hâkimi olduğunu belirterek bu teklifi reddetti.

İskender ardından Suriye'yi ve Levant kıyısının büyük bölümünü ele geçirdi. MÖ 332'de Sur (Tyre)'a geldi; ancak şehir adada kurulu olduğundan olağan bir kara kuşatması mümkün değildi.

Sur Kuşatması (MÖ 332)

Sur Kuşatması sırasında İskender'in inşa ettirdiği settin temsili çizimi.

Sur kuşatması, İskender'in askeri kariyerinin en uzun ve en zorlu kuşatma harekâtıdır. Antik Sur kenti, anakaradan yaklaşık 800 metre açıktaki bir ada üzerinde kuruluydu ve devasa kara surlarıyla çevriliydi; Fenike'nin en güçlü deniz gücüne de ev sahipliği yapıyordu. Perslere bağlı bir Fenike donanması şehri denizden savunabilecek konumdaydı.

İskender, geleneksel yöntemlerle bu kaleyi almak yerine adalı şehri anakaraya bağlayan devasa bir set (mole) inşa ettirmeye karar verdi. Önce kazık ve taş dolgusuyla bir platform oluşturuldu; üzerine yüksek ahşap kuleler, katapültler ve mancınıklar yerleştirildi. Surlular bu inşaatı ateş gemileriyle ve okçu atışlarıyla sürekli sabote etti; başlangıçta İskender'in inşaatçıları büyük kayıplar verdi. Platform tamamlandıkça Sur'un müdafaa hattı denize kaydırıldı; Surlular yerleşim alanı içindeki anıtsal yapıları devirerek taşları denize atarak suyolunu kapatmaya çalıştılar.

İskender bu süreçte hem Kıbrıs'ı hem de Sidon'u hızla teslim aldı; Fenike ve Kıbrıs'lı gemiciler donanmalarıyla gönüllü olarak İskender'in tarafına geçti. Böylece İskender yaklaşık 200 gemilik bir filoya kavuştu ve deniz üstünlüğü sağlandı. Yaklaşık yedi ay süren kuşatmanın ardından MÖ 332 Temmuz'unda duvarlar hem karadan hem de denizden uygulanan eş zamanlı saldırıyla yıkıldı; şehir alındı.

Sur'un düşüşünün bedeli ağırdı: Kaynaklara göre 8.000 Surlu savaşta hayatını kaybetti, 2.000'i surlara asılarak idam edildi ve 30.000 kişi köle olarak satıldı. Kadınlar, çocuklar ve Makedonyalı vatandaşlık hakkı tanınan bazı kişiler serbest bırakıldı. Bu katliam İskender'in seferinin en kanlı sayfalarından birini oluşturur. Bununla birlikte Sur kuşatması, modern askeri tarihçiler tarafından mühendislik başarısı ve kuşatma sanatının erken döneme ait en olağanüstü örneklerinden biri olarak ders kitaplarında hâlâ işlenmektedir.

Sur'un ardından Gazze de şiddetli bir direniş gösterdi; İskender bu kuşatmada omzundan ok yedi.

Mısır seferi ve Siwa vahası kehaneti (MÖ 332–331)

Karnak/Luksor Tapınağı'nda İskender'i Mısır firavunu kıyafetiyle gösteren kabartma.

İskender Mısır'a geldiğinde halk onu Perslerin baskısından kurtarıcı olarak karşıladı. Persler Mısır'ı yaklaşık 10 yıl boyunca yönetmiş; bu dönemde yerel tapınakları ihmal etmiş, kutsal Apis öküzünü kesmiş ve Mısır dinî geleneklerini aşağılamışlardı. İskender ise tam aksine davrandı: Persler tarafından harap bırakılan tapınakları onardı, Mısır tanrılarına kurbanlar sundu ve yerel rahip sınıfını himayesine aldı. Bu tutum Mısır halkı ve din adamları nezdinde son derece olumlu karşılandı.

Memphis'te gerçekleştirilen taçlandırma töreni, Mısır'ın geleneksel firavunluk ritüellerine tam uygunlukla yürütüldü. İskender, Ptah tapınağında Mısır firavunu olarak taçlandırıldı; böylece hem "Yukarı ve Aşağı Mısır'ın Hükümdarı" unvanını hem de "Ra'nın Oğlu" sıfatını resmen aldı. Mısırlı rahipler onu yabancı bir fâtih olarak değil, meşru bir firavun olarak benimsedi; bu kabul, Mısır geleneğinde firavunun tanrısal kökenine —özellikle Amon-Ra soyuna— dayandırılıyordu.

Taçlandırmanın ardından İskender, eski Pers valilerini görevden alarak yönetimi Mısırlı ve Makedonyalı yetkililere devretti; ancak askeri denetimi Makedonyalıların elinde tuttu. Bu yönetim anlayışı —yerel geleneklere saygı gösterirken stratejik denetimi bırakmama— İskender'in imparatorluğu boyunca uyguladığı tümleşik yönetim modelinin ilk büyük sınavı oldu ve Mısır seferi boyunca herhangi bir ciddi isyanla karşılaşılmamasının temel nedeni sayılmaktadır.

Siwa vahası kehaneti: Zeus-Amon'un oğlu

İskender'in Siwa vahasındaki Amon tapınağında rahip tarafından Zeus-Amon'un oğlu ilan edilmesi; 1696 tarihli gravür.

MÖ 331 başında İskender, askeri açıdan hiçbir zorunluluk olmaksızın İskenderiye'yi terk ederek Libya çölünde yaklaşık 480 kilometre uzaklıktaki Siwa vahasına yönelik tehlikeli bir yolculuğa çıktı. Arrianos'un aktarımına göre İskender iki gerekçe öne sürdü: Efsanevi kahramanlar Perseus ve Herakles'in de bu kehaneti ziyaret ettiğini öğrenmesi ve kehanet merkezinin doğruluğuyla ünlü olması. Gerçek amacının ise Mısır halkı ve Doğu dünyası nezdinde firavun-tanrı meşruiyetini sağlamak olduğu yaygın bir kanıdır.

Yolculuk son derece zorlu geçti. Kafile çölde yolunu kaybetti; antik kaynaklar iki yılanın (ya da iki karganın) orduya rehberlik ettiğini, beklenmedik bir yağmurun onları ölümden kurtardığını aktarmaktadır. Arrianos bu olayları dini bağlamda aktarırken modern tarihçiler yerel rehberlerin yardımı ve doğal koşullara dair pratik açıklamalar öne sürmektedir.

Siwa'ya ulaşıldığında yüksek rahip İskender'i Yunanca ile selamladı; bir yoruma göre "paidion" (ey oğul) yerine "pai Dios" (Zeus'un oğlu) dedi — bu, kasıtlı bir ifade mi yoksa Yunanca bilmemekten kaynaklanan bir dil sürçmesi mi olduğu antik kaynaklarda da tartışmalıdır. Rahip, kehanete başvurma törenini yürüttü; İskender'in tanrının oğlu olduğunu ve babasının Philippos'a yönelik suikastın bedelinin ödetildiğini bildirdi. İskender, kehanet töreninde sorduğu soruların ve aldığı yanıtların içeriğini hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşmadı; yalnızca annesine bu sırları anlatmayı vadettiği aktarılmaktadır.

Siwa dönüşünün siyasi yansımaları hemen kendini gösterdi. İskender bastırdığı yeni sikkelerde başından Amon'a atıfla koç boynuzları çıkan tasvirler kullandı. Tahta geçtiğinden bu yana kendini Akhilleus'un torunuyla özdeşleştiren İskender artık tanrısal bir kimliği de üstleniyordu; bu gelişme ilerleyen yıllarda proskynesis tartışmasının ve Makedonyalı yoldaşlarla yaşanan gerginliklerin arka planını oluşturdu.

MÖ 331 başında İskenderiye'yi kurdu. Şehir plancısı Rodos'lu Deinokrates'in tasarladığı bu kent, İskenderiye Feneri ve İskenderiye Kütüphanesi gibi anıtsal yapılarıyla zamanla Helenistik dünyanın en büyük bilim ve kültür merkezi hâline geldi.

Gaugamela ve Persia'nın fethi (MÖ 331–330)

Gaugamela Muharebesi'nin planı, MÖ 331.

MÖ 331'de İskender Mısır'dan ayrılarak kuzeye, Fırat Nehri'ne yöneldi. Kuzey Mezopotamya üzerinden Dicle Nehri'ne yürüyen İskender, 1 Ekim 331'de Ninive ile Arbela (Erbil) arasındaki Gaugamela ovasında kesin savaşı verdi. Darius, geniş düz ovada süvari kalabalığından ve orak savaş arabalarından yararlanmak için burayı özellikle seçmişti. Ancak İskender'in esnek hat manevraları bu araçları etkisiz kıldı; Hetairoi süvarisini doğrudan Darius'un bulunduğu merkeze yönelterek Pers çizgisini parçaladı. Darius yeniden kaçtı ve Medya'ya ulaşmayı başardı.

Gaugamela'nın ardından İskender sırasıyla Babil, Susa ve Persepolis'e girdi. Susa, muazzam bir hazineyi teslim etti.

Persepolis'in tahrip edilmesi (MÖ 330)

"İskender'in Persepolis'i Ateşe Vermesi"; Thorvaldsen Müzesi, Kopenhag.

Persepolis —Perslerin "Parsa" (Perslerin Şehri) adını verdiği, Akhaimenid hanedanının seremoniyel başkenti ve dünyanın o dönemde bilinen en görkemli saray kompleksi— MÖ 330 ilkbaharında İskender'in eline geçti. İskender şehre girişinde askerlerin özel konutları yağmalamasına göz yumdu; yüzyıllarca biriktirilmiş zenginlikler kısa sürede soyuldu. Persepolis'teki saray hazinesinden tek başına yaklaşık 120.000 talent değerinde altın ve gümüş ele geçirildiği aktarılmaktadır — bu miktarı taşımak için 10.000 katır ve 500 deve gerektiği rivayet edilir.

Sarayların yakılması meselesinde antik kaynaklar iki farklı versiyon aktarmaktadır. Diodoros ve Plutarkhos'un anlattığı daha dramatik versiyona göre olay, bir içki âlemi sırasında Atinalı hetaira Thaïs'ın —Ptolemaios'un o dönemdeki sevgilisi— yaptığı hararetli bir konuşmadan kaynaklandı. Thaïs, MÖ 480'de I. Kserkes'in Atina'yı ve Akropolis'teki tapınakları yakmasının intikamını almak için sarayın yakılması gerektiğini savundu; sarhoş komutanlar bu fikre coşkuyla katıldı ve bizzat Thaïs sarayın direğine ilk meşaleyi fırlattı. Curtius Rufus da benzer bir anlatım sunar. Öte yandan Arrianos, Ptolemaios ve Aristobulos'un tanıklığına dayanarak yangının kasıtlı ve akılcı bir karar olduğunu öne sürer: İskender, Yunan kentlerini yıkan Pers iktidarının sembolünü bilinçli olarak yok etmek istiyordu.

Modern tarihçiler her iki versiyonun da örtüştüğü noktalara dikkat çekmektedir: Yangın Kserkes'in sarayında başladı ve tüm ahşap yapıları sardı; İskender kısa süre sonra pişmanlığını dile getirdi ve söndürme emri verdi, ancak alevler denetimden çıkmıştı. Arkeolojik bulgular yıkımın kapsamlı olduğunu doğrulamaktadır; bununla birlikte Persepolis Tahkimat Arşivi tabletleri yangından kurtulmuş ve günümüz araştırmacılarına Akhaimenid ekonomisi hakkında paha biçilmez veriler sunmuştur. Persepolis'in tahribatı Yunanistan'daki Makedon sempatizanları arasında önemli bir sembolik jest olarak karşılanırken, daha sonra işgal ettiği toprakları yönetmeye çalışan İskender'in kendi politikasıyla çeliştiğini antik kaynaklar da kabul etmektedir.

Darius kısa süre sonra kendi komutanı Bessos tarafından yaralanıp ölü bırakıldı; İskender rakibine yaraşır bir cenaze töreni düzenledi ve Bessos'u sonradan yakalayarak idam ettirdi. Böylece Akhaimenid İmparatorluğu resmen sona erdi.

Orta Asya seferleri (MÖ 329–327)

Persia'nın fethinin ardından İskender Baktria (bugünkü Afganistan) ve Sogdiana'ya (bugünkü Özbekistan ve Tacikistan) yöneldi. Bu bölgedeki halklar Spitamenes önderliğinde son derece etkili bir direniş örgütledi; düzenli muharebe yerine gerilla taktiklerine başvurarak İskender'i uzun süre uğraştırdı. MÖ 329–327 yılları arasında yoğun biçimde süren bu seferler, İskender'in en zorlu askeri deneyimleri arasında sayılmaktadır.

İskender MÖ 329'da Oxus Nehri'ni (Amu Derya) geçerek Sogdiana'ya girdi. Bessos'u yakalayıp adaleti sağladıktan sonra Marakanda (bugünkü Semerkant) çevresinde Spitamenes'in başlattığı isyanla karşılaştı. Spitamenes, İskender'in bir müfrezesini Polytimetos Nehri kıyısında pusuya düşürerek yaklaşık 2.000 Makedonyalı askeri yok etti; bu, İskender'in seferleri boyunca uğradığı en ağır yenilgilerden biriydi. İskender duruma müdahale etmek için hızla geri döndü; ancak Spitamenes sistematik bir baskı uygulanamayacak kadar hareketliydi. Gerilla savaşı üç yıl boyunca sürdü. Nihayetinde MÖ 328'de Spitamenes, kendi kuvvetlerinin bir kısmı tarafından —antik kaynaklara göre eşi tarafından— öldürülerek başı İskender'e gönderildi.

Bu süreçte İskender Kyropolis'i (Büyük Kyros'un kurduğu kent) yerle bir etti ve Jaxartes (Sır Derya) kıyısına kadar uzanarak orada İskenderiye Eskhatê ("Uç İskenderiye", bugünkü Hocent) adlı yeni bir kent kurdu. Bu kent, Helenizm'in Orta Asya'ya taşındığı en uzak ileri karakol oldu.

Sogdiana Kayası kuşatmasında İskender, neredeyse zaptedilemez sanılan bu dağ kalesini gönüllü dağcılarla tırmandırarak düşürdü; böylece içerideki Baktria soylularından Oxyartes'in kızı Roxana ile tanıştı ve onunla evlendi. Bu evlilik hem siyasi açıdan hem de yerel soyluları kazanmak bakımından büyük önem taşıyordu; Roxana kısa sürede İskender'in baş eşi konumuna yükseldi.

Bu dönemde birbirini izleyen iki ağır olay İskender'in saltanatında silinmez izler bıraktı.

Kleitos cinayeti (MÖ 328)

Kara Kleitos'un öldürülmesi; André Castaigne'nin 1898–1899 tarihli tablosu.

MÖ 328'de Baktria valisi Artabazos II görevden ayrılınca İskender, bu görevi sadık generali Kara Kleitos'a verdi. Kleitos, İskender'in çocukluk sütannesinin erkek kardeşiydi ve Granikos Muharebesi'nde (MÖ 334) Spitridates'i tam saldırı anında bertaraf ederek İskender'in hayatını kurtarmış, bu kahramanlığıyla ordunun en saygın isimlerinden biri olmuştu. Baktria valiliği yeni bir görevdi; ancak Kleitos bu atamayı bir kenara itilme olarak yorumladı: İkinci sınıf asker saydığı 16.000 eski Pers paralısını komuta edip uzak step nomadlarıyla savaşmaya gönderilmek onu derinden kızdırdı.

Görevine hareket edeceği günün öncesi akşamı İskender, Samarkand (antik Marakanda) satraplık sarayında Dionysos bayramı şerefine büyük bir ziyafet düzenledi. Hem İskender hem de Kleitos fazlasıyla şarap içmişti. Ziyafet sırasında İskender, babasının başarılarını küçümseyerek kendi zaferlerini abartmaya başladı; saray dalkavukları da bu söylemi pohpohluyordu. Kleitos, bunu daha fazla kaldıramadı. Arrianos'un aktarımına göre Kleitos yerinden fırladı:

"Babam Philippos'un başarıları senin başarıların yanında küçük mü? İşte bu el" diyerek elini uzattı, "bu el seni o gün kurtardı, İskender!"

İskender öfkeyle ayağa kalktı; çevresindekiler araya girip Kleitos'u dışarıya çıkardı. Ancak Kleitos geri döndü ve ağzına geleni söylemeye devam etti. İskender muhafızlarından birine dönüp mızrak istedi; bir mızrağı kaparak Kleitos'un göğsüne sapladı. Kleitos oracıkta can verdi.

İskender ayıldığında yaptığının ağırlığını kavradı. Arrianos ve Plutarkhos'un aktarımına göre İskender mızrağı alarak kendine yöneltmek istedi; ancak muhafızlar buna engel oldu. Üç gün boyunca çadırına kapanarak yiyip içmedi; "kendine durmadan arkadaşının katili" diye haykırdığı aktarılmaktadır. Ordu, gerilimi dağıtmak için Kleitos'u vatana ihanet suçundan ölüm sonrası mahkûm etti. Aristoteles'in yakını olan felsefeci Anaksarkhos ile Kallisthenes İskender'i teselli etmeye çağrıldı; ikisi de farklı yaklaşımlar benimsedi: Anaksarkhos İskender'in yasalardan üstün bir hükümdar olduğunu söylerken Kallisthenes onu akıl ve ölçü yoluyla yatıştırmaya çalıştı.

Bu olay tarihçiler tarafından önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir: İskender'in Doğu otokrasisine doğru ivmelenen dönüşümünün, eski nesil Makedonyalı generallerin marjinalleşmesinin ve saraydaki açık eleştirinin fiilen imkânsızlaştığının simgesi olarak tarihe geçmiştir. Kleitos, Philippos döneminin hatırasını ve Makedon geleneğini temsil ediyordu; bu nedenle ölümü İskender'in geride bıraktığı dünyanın da simgesi oldu.

Saray pajaları komplosu (MÖ 327)

İki genç pajanın İskender'e komplolarını itiraf etmesi; Nicolai Abildgaard'ın tablosu (yaklaşık 18. yüzyıl sonu).

Kleitos cinayetinin yarattığı derin çatlak henüz kapanmamışken MÖ 327 ilkbaharında, ordu Baktria'nın merkezi Baktra'da (bugünkü Belh) konaklamaktayken bir suikast girişimi gün yüzüne çıktı.

Makedon geleneğine göre soylular sınıfından genç erkekler pajalar (basilikoi paides) olarak sarayda hizmet ederdi: İskender'i uyurken korur, ata binerken yardım eder, av seferlerine eşlik ederlerdi. Bu pajaların başında süvari komutanı Sopolis'in oğlu Hermolaus geliyordu. Olayın fitili bir av sırasında ateşlendi: Hermolaus, bir yaban domuzu avına çıkıldığında İskender'den önce davranarak hayvanı mızrakla öldürdü — krala ait avda ilk darbeyi vurmak ayrıcalığını çiğnemişti. İskender bu saygısızlığa son derece öfkelendi; Hermolaus'u alenen kırbaçlatarak atını elinden aldı.

Onur ve gururunu zedelenmiş hisseden Hermolaus, yakın dostu ve eromenosu Sostratos ile birlikte İskender'i öldürme planı yapmaya başladı. İkili zamanla Antipatros, Epimenes, Antikhles, Philotas, Nikostratos ve birkaç paja daha kazandı. Plan basitti: Uyku nöbetini üstlendikleri gece İskender'in çadırına girip onu öldüreceklerdi. Ancak plan 32 gün boyunca hayata geçirilemedi; seçtikleri gece İskender bir kahin uyarısı üzerine ya da başka bir nedenden ötürü sabahlara kadar içki içerek dışarıda kaldı.

Ertesi gün komploya dahil edilmek istenen bir paja, güvendiği birine sırrı anlattı; haber hızla İskender'e ulaştı. Hermolaus ve suç ortakları derhal tutuklandı. İşkence altında sorgulandılar; hiçbiri Kallisthenes'i suçlamadı. Aslında İskender'in kendi mektuplarında da (Krateros, Attalos ve Alketas'a yazdığı) pajaların işkence altında bile komplonun tamamen kendi tasarıları olduğunu itiraf ettiği aktarılmaktadır. Buna karşın Hermolaus'un sorgu sırasında yaptığı konuşma antik kaynaklarda nakledilmektedir: İskender'i zulümcü, despotik ve Makedonyalı geleneklere ihanet etmiş biri olarak nitelendirmiş; Filippos'un oğlunun değil, Ammon'un oğlu olduğunu iddia etmesini de ayrıca eleştirmiştir.

Pajalar tüm Makedonyalı ordu tarafından taşlanarak ya da mızrakla öldürüldü. Kallisthenes ise — İskender'in resmi tarihçisi, Aristoteles'in yeğeni ve proskynesis törenini açıkça reddeden isim — komploya katıldığına dair kesin bir kanıt bulunmadığı hâlde tutuklandı. Ölümü tartışmalıdır: Ptolemaios işkence ve asmayla öldürüldüğünü aktarırken, Aristobulos ve Khares onu zincirlere vurulmuş ya da hapis koşullarında hastalıktan ölmüş olarak tasvir etmektedir. Plutarkhos, İskender'in daha sonra Antipatros'a yazdığı bir mektubunda açıkça Kallisthenes'i de suçladığını aktarmaktadır.

Bu komplonun ardından saray içindeki eleştiri ortamı tamamen bastırıldı; İskender'in yakın çevresindeki açık konuşma geleneği çözüldü. Hermolaus davası, antik kaynaklar tarafından İskender'in giderek artan otokrasisi ile Makedonyalı saray kültürü arasındaki gerilimin doruk noktası olarak değerlendirilmektedir.

Philotas ve Parmenion davası (MÖ 330)

Orta Asya seferlerine geçmeden hemen önce, MÖ 330'da Drangiana (bugünkü Afganistan'ın Farah bölgesi) seferinde İskender'in saltanatının en tartışmalı iç krizlerinden biri patlak verdi. Seçkin Süvari'nin (Hetairoi) komutanı ve İskender'in güvenilir generali Parmenion'un oğlu Philotas, İskender'e yönelik bir suikast girişimini öğrenmesine karşın iki gün boyunca bunu gizlediği gerekçesiyle tutuklandı; asıl komplo daha küçük bir asker grubuna aitti, ancak Philotas'ın susması onu suç ortaklığından şüpheli kıldı.

Makedon geleneğine uygun olarak ordu tarafından yargılanan Philotas, işkenceyle komplo ortaklığını itiraf etti ve babasının adını da isme kattı; ardından diğer mahkûmlarla birlikte taşlanarak ya da mızrakla öldürüldü. İskender bu noktada kritik bir siyasi hesap yaptı: Medya'da yaklaşık 20.000 askere komuta eden ve imparatorluğun ikmal yollarında kilit konumda bulunan Parmenion'un, oğlunun infazını öğrenir öğrenmez isyan edebileceğinden korktu. İskender, olayı gizli tutmak amacıyla güvenilir subayları develer üzerinde olağanüstü bir hızla yola çıkardı; bu ulaklar Parmenion haberi almadan önce yerine ulaşarak onu öldürdü. Parmenion'un hiçbir komployla ilgisinin bulunmadığı antik kaynaklarda da kabul edilmektedir; ancak İskender'in zaferi tartışmasız sürdürmek için bu adımı zorunlu gördüğü anlaşılmaktadır.

Bu dava, İskender'in saltanatındaki en derin siyasi kırılmalardan biri olarak tarihe geçti. Philotas ve Parmenion ailesi, İskender ile Philip döneminde ordunun belkemiğini oluşturmuştu; bu cinayetlerin ardından İskender eski nesil Makedonyalı generallerin nüfuzunu tasfiye ederek kendi kuşağından isimleri öne çıkardı. Olayın yaşandığı kentin adı daha sonra Alexandropolis Prophthasia (Öngörü Kenti) olarak değiştirildi.

Proskynesis meselesi (MÖ 327)

Persepolis kabartmasında hükümdara proskynesis uygulayan figürler, MÖ 5. yüzyıl.

MÖ 327 dolaylarında, ordunun Baktra'da (bugünkü Belh) konaklamakta olduğu dönemde İskender, proskynesis adı verilen Pers saray selamlama törenini Makedonyalı ve Yunan yoldaşlarına da uygulatmaya çalıştı. Proskynesis, Pers geleneğinde hükümdara gösterilen saygının biçimsel ifadesiydi: Kişinin sosyal statüsüne göre değişmekle birlikte, el öpmeden tam anlamıyla yere kapanmaya kadar uzanan bir dizi hareketi kapsıyordu. Perslere göre bu tören yalnızca siyasi itaatin ritüel dışavurumuydu; insan-üstü bir varlığa tapınmayı gerektirmiyordu.

Yunanlar ve Makedonyalılar için mesele çok farklıydı. Yunan dinî anlayışında proskynesis yalnızca tanrılara yakışan bir hareketti; bir insanın önünde bu biçimde eğilmek, o insanı tanrılaştırmak anlamına geliyordu. İskender'in bu talebi, Makedonyalı yoldaşlarında derin bir rahatsızlık yarattı; zira Yunan geleneklerinde böyle bir zorunluluk hiçbir zaman olmamıştı.

Antik kaynakların aktardığına göre İskender meseleyi bir ziyafet sırasında gündeme getirdi. Plan, kadeh dolaştırılırken herkesin proskynesis yapacağı ve ardından İskender'in onları öpeceği biçimindeydi; böylece tören seremoniyle kaynaştırılacak ve direnç azaltılacaktı. Sofist Anaksarkhos, bu uygulamanın gerekçesini felsefi açıdan savunarak İskender'in tanrısal vasıfları nedeniyle zaten bu saygıya layık olduğunu öne sürdü.

Ancak İskender'in resmi tarihçisi, Aristoteles'in yeğeni olan Kallisthenes kesinlikle karşı çıktı. Arrianos'un aktarımına göre Kallisthenes şöyle dedi: "İskender, insan yasaları çerçevesinde saygıyı hak ediyor; ama tanrılara özgü onuru insana vermek doğru değildir." Kallisthenes, kadeh geldiğinde proskynesis yapmayı reddetti ve doğruca İskender'in yanına giderek onu öptü. İskender bu hareketi o an kabul etti; ancak içi kabardı.

Makedonyalıların büyük çoğunluğu Kallisthenes'i destekledi. Tören girişimi bu şekilde çöktü; İskender planını resmi olarak geri çekmek zorunda kaldı. Ne var ki Kallisthenes bu direnişin bedelini ağır ödedi: Birkaç ay sonra patlak veren Saray Pajaları Komplosu'nda herhangi bir suç ortaklığı kanıtı olmaksızın tutuklandı ve zincirlere vuruldu. Antik kaynaklar ölümünü farklı biçimlerde aktarmaktadır; Ptolemaios'a göre işkence ve asmayla öldürüldü, Aristobulos'a göre ise hapis koşullarında hastalıktan hayatını kaybetti.

Tarihsel yorum

Proskynesis meselesi, modern tarihçiler tarafından İskender'in iktidar anlayışındaki köklü dönüşümün en belirgin göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bir yoruma göre İskender bu taleple gerçekten kendi tanrısallığını Makedonyalılara kabul ettirmeye çalışıyordu; başka bir yoruma göre ise pratik bir yönetim hedefi güdüyordu: Pers ve Makedonyalı saray protokollerini tek bir çatı altında birleştirerek imparatorluk içindeki farklı toplulukları aynı ritüelle bütünleştirmek istiyordu. A. B. Bosworth, bu ikinci yoruma şüpheyle yaklaşarak İskender'in Siwa vahası deneyiminden bu yana kendi tanrısallığına gerçek bir inançla sarıldığını ileri sürmektedir.

Proskynesis çatışmasının en kalıcı sonucu, saray içindeki açık eleştiri geleneğinin fiilen sona ermesidir. Kallisthenes'in yargılanmasının ardından İskender'e doğrudan itiraz edebilecek konumda hiçbir Makedonyalı kalmadı; yavaş yavaş oluşan bu sessizlik, ilerleyen aylarda Opis İsyanı'na dek birikmeye devam etti.

Hindistan Seferi

Hindistan'a giriş ve Hydaspes muharebesi (MÖ 327–326)

MÖ 327 ilkbaharında İskender, Hindu Kuş dağlarını aşarak Hindistan seferini başlattı. Bu sefer iki aşamada ilerledi: Önce kuzeybatı Hint kabilelerinin direncini kırmak için Gandhara ve Swat vadilerinde yoğun muharebeler yürütüldü; ardından Hint ovasına inilerek Hydaspes Nehri kıyısında dönüm noktası muharebesi verildi.

Takshashila (Taxila) Rajası Omphis, İskender'i müttefiki olarak karşıladı ve orduya önemli kaynaklar sağladı. Ancak Hydaspes Nehri (bugünkü Jhelum Nehri) kıyısında Punjab'ın antik Hint Kralı Poros, büyük, iyi örgütlenmiş ve savaş fili korumasına sahip bir orduyla bekliyordu.

Hydaspes Muharebesi'nde İskender, Poros'un dikkatini farklı noktalara çektikten sonra gece yarısı nehri geçerek onu baskına düşürdü; fillere karşın galip geldi. Poros yaralı olarak esir alındı; İskender, gösterdiği cesaret ve asaleti nedeniyle onu takdirle karşılayarak yeniden kendi topraklarının yöneticisi olarak atadı, üstelik bu toprakları genişletti. Sefer boyunca sadık olan atı Bukephalas, Hydaspes kıyısında öldü (Plutarkhos'a göre yaşlılık nedeniyle, yaklaşık otuz yaşında); İskender onun anısına nehir kenarında Bukephala şehrini kurdu.

Kophes seferi: Gandhara ve Kuzeybatı Hint kabileleri (MÖ 327–326)

Hindistan'a girişin öncesinde İskender, Hindu Kuş dağlarını aşarak Gandhara (bugünkü Afganistan ve Khyber Pakhtunkhwa) bölgesindeki direniş odaklarını birer birer ezmek zorunda kaldı. Aspasioi kabilesi Kunar vadisinde, Guraeans Panjkora vadisinde, Assakenoi ise Swat ve Buner vadilerinde Makedonyalılara sert direniş gösterdi. Bu savaşlarda İskender omzundan ok yiyerek yaralandı.

En büyük direniş, Assakenoi başkenti Massaga'dan geldi. Massaga kalesi 30.000 süvari, 38.000 piyade, 30 fil ve 7.000 paralı askerle savunuluyordu. Kral savaşta ölünce komutayı annesi Kleopatis devraldı; şehrin kadınları da müdafaaya katıldı. Uzun bir kuşatmanın ardından Makedonyalılar Massaga'yı düşürdü; Curtius'a göre tüm nüfus kılıçtan geçirildi ve şehir yerle bir edildi. Benzer bir katliam komşu Ora kalesinde de yaşandı. Hayatta kalanlar Aornos kalesine sığındı.

Aornos Kuşatması (MÖ 327–326), Robin Lane Fox'un "İskender'in tarihinin en büyük kuşatmacısı olarak kariyerinin doruk noktası" şeklinde nitelendirdiği son büyük kuşatmasıdır. Aornos, Indus'un kıvrımında yükselen (modern Pir-Sar, Khyber Pakhtunkhwa) neredeyse zaptedilmez bir dağ kalesi olup efsaneye göre bizzat Herakles bile onu fethederken başarısız olmuştu. İskender, derin bir ravine köprü kuracak toprak dolgu inşa ettirerek mancınıkları uçurumun öte yakasına taşıdı; dört gün süren zorlu tırmanışın ardından kaleyi düşürdü ve Athena Nike adına sunak yaptırdı. Aornos'un fethiyle İskender'in kuzey Hindistan'daki ikmal hatları güvence altına alındı.

Poros'un İskender'le buluşması; Charles Le Brun'un 1673 tarihli tablosundan ayrıntı, Louvre Müzesi.

Hyphasis'te dönüş

İskender doğuya ilerlemeyi sürdürmek istedi; ancak Hyphasis Nehri (bugünkü Beas Nehri) kıyısına gelindiğinde askerleri daha fazla ilerlemeyi reddetti. Yıllarca süren seferlerin getirdiği yorgunluk, Nanda İmparatorluğu'nun çok daha büyük bir orduya sahip olduğuna dair haberler ve muson yağmurlarının olumsuz koşulları bu isyanın başlıca nedenleri arasındaydı. General Koinos'un ordu adına yaptığı konuşmadan sonra İskender geri çekilme kararı aldı; üç gün boyunca çadırına kapandı, ardından tanrıların işaretleri gerekçesiyle geri dönüş emrini verdi.

Kalanos: Hint filozofunun ateşle ölümü

İskender, Hindistan seferi sırasında Takshashila (Taxila) bölgesinde Kalanos (Hint adı muhtemelen Kalyana; Plutarkhos'un aktardığı gerçek adı Sphines) adlı bir gymnosofist ile karşılaştı. Büyük olasılıkla Jain ya da Ajivika tarikatına mensup olan bu Hint çileci-filozofu, İskender'in davetini kabul ederek sefere katıldı ve Persepolis'e dönüşe kadar yanında kaldı.

Yaşlılığı ve hastalığı nedeniyle at binip yürüyemez hale gelince tıbbi tedaviyi reddeden Kalanos, yaşamına kendi iradesiyle son vermeyi seçti. MÖ 323'te, İskender ve tüm ordunun izlediği açık bir meydanda kendisi için odun yığını hazırlattı ve üzerine oturarak alevler arasında hiçbir acı belirtisi göstermeksizin hayatını kaybetti. Gitmeden önce İskender'e şunu söylediği aktarılmaktadır: "Seni yakında Babil'de göreceğim." Bu söz, İskender'in Babil'de beklenmedik ölümüyle birlikte antik kaynaklar tarafından kehanet niteliğinde yorumlanmıştır.

Kalanos'un ölümü, İskender'in seferine eşlik eden Yunan ve Makedonyalıların Hint düşünce geleneğiyle en derin temasını simgelemektedir. Olay, Arrianos, Plutarkhos ve Diodoros tarafından aktarılmaktadır.

Geri dönüş

İskender dönüşü kara ve deniz olmak üzere iki koldan organize etti. Kendisi İndus Nehri boyunca aşağıya inerek Malli kabilesine karşı yürütülen savaşta (bugünkü Multan, Pakistan yakınları) hayatının en ağır yarasına uğradı. Malli kalesini kuşatma sırasında İskender, arkasında yalnızca iki muhafızıyla kale duvarına merdiven dayayarak bizzat tırmandı; yere atladı ve merdiven ardından gelen askerlerin ağırlığıyla kırıldı. Böylece içeride iki muhafızıyla yalnız kalan İskender, ok yağmuruna tutuldu; bir ok sol göğsünden girerek akciğerine saplandı. Tansiyon pnömotoraks gelişen İskender kendi kanına boğularak kalkanı üzerine yığıldı. Makedonyalılar onu ölü sandı; öfkeyle kaleye girerek içinde bulunan her Mallileri kılıçtan geçirdi. İskender'in yaralı ve bilinçsiz olduğu anlaşılınca yıkık durumda çadıra taşındı; okun demiri ya Kos'lu hekim Kritodemos ya da Perdikkas tarafından çıkarıldı; her iki versiyonda da büyük kan kaybı yaşandığı aktarılmaktadır. Ordunun büyük bölümü seferde uzakta olduğundan "İskender öldü" söylentisi yayıldı; ordugâhta yas ve panik başladı. İskender, iyileştiğinde askerlerin önünde atına binerek hayatta olduğunu kanıtlamak zorunda kaldı. Modern tıp tarihçileri bu yaranın İskender'de kalıcı akciğer hasarı bırakmış olabileceğini ve 323'teki ölümüne zemin hazırladığını öne sürmektedir.Gedrosia çölünden (bugünkü Belucistan) geçerken kıtlık ve susuzluk nedeniyle ordunun önemli bir bölümü hayatını kaybetti; bu geçiş seferin en ağır bedellerinden birini oluşturdu. Deniz kolu ise Nearhos komutasında ilerleyerek Basra Körfezi'ni keşfetti. İki kol Karmania'da (bugünkü güneydoğu İran) yeniden buluştu.

Gedrosia çölünden geçmeyi seçmesi, modern tarihçilerin hâlâ tartıştığı bir karardır. Arrianos'a göre Nearhos bu tercihin gerekçesini şöyle aktarır: İskender, efsanevi kraliçe Semiramis'in yalnızca yirmi, Büyük Kyros'un ise yalnızca yedi kişiyle çıkabildiği bu çölden tüm bir orduyla geçmeyi başarmanın şanını taşımak istiyordu. İskender'in bunu yaparken aynı zamanda kıyı boyunca ilerleyerek Nearhos'un donanmasına ikmal desteği sağlamayı planladığı da aktarılmaktadır.

Yaklaşık altmış günlük bu yürüyüşte en az 12.000 asker hayatını kaybetti; bazı tahminlere göre kayıp çok daha yüksekti. Kıtlık, susuzluk ve kum fırtınaları ordunun büyük bölümünü yok etti. Kıyı hattında yaşayan İkhthyophagoi ("Balık Yiyenler") adlı ilkel topluluklarla da karşılaşıldı. Bu geçişte yitirilen insanların, İskender'in tüm Asya seferindeki toplam kayıpları aştığı öne sürülmektedir.

Nearhos'un deniz seferi (MÖ 325–324)

Kara ordusunun Gedrosia'yı aşmasıyla eş zamanlı olarak İskender'in amirali Nearhos, yaklaşık 17.000–20.000 kişilik kuvvetiyle İndus Nehri'nden Basra Körfezi'ne uzanan deniz yolunu keşfetti. Bu seferin ayrıntılı anlatımı, Arrianos'un Indikê adlı eserinde Nearhos'un kendi aktarımlarına dayanılarak aktarılmaktadır. Yaklaşık üç ay süren zorlu yolculukta gemiler pek çok kez fırtına ve ikmal sorunuyla mücadele etti; Makran kıyısındaki ilkel toplulukların yaşam biçimini Yunan okurlarına ilk kez tanıttı. İki kol Karmania'da (bugünkü güneydoğu İran) kavuştuğunda İskender Nearhos'u yitirdiğini, Nearhos ise İskender'in öldüğünü sanıyordu; buluşma antik kaynaklarda büyük coşkuyla aktarılmaktadır. Nearhos ayrıca Bahreyn'i Tylos adıyla Grek dünyasına tanıtan ilk komutan olarak tarihe geçmiştir.

Susa düğünleri

MÖ 324'te Susa'da İskender, Doğu ile Batı'nın bütünleşmesini somutlaştıran büyük bir toplu düğün töreni düzenledi. Bu törende kendisi III. Darius'un kızı Stateira II ve Artakserkes III'ün kızı Parysatis II ile evlendi. Yakın dostu Hephaistion ise Stateira'nın kız kardeşi Drypetis ile evlendi; İskender bu düzenlemeyi, ileriki kuşaklarda kendi çocukları ile Hephaistion'ın çocuklarının kuzen olmasını sağlamak amacıyla bilinçli olarak kurgulamıştı. Diğer yüksek rütbeli komutanlar da bu törende Pers ve Baktrialı soylularla evlendi: Seleukos I Nikator Spitamenes'in kızıyla, Krateros Darius'un kardeşinin kızı Amastris'le, Perdikkas ise Medya satraplığının kızıyla evlendi. Yaklaşık seksen ila doksan Makedonyalı subayın katıldığı bu tören, İskender'in kültürel bütünleşme politikasının en belirgin göstergesi oldu. Ancak Makedonyalı subaylar arasında derin bir memnuniyetsizlik filizlendi.

Aynı dönemde İskender, Pers geleneklerine göre yetiştirilmiş otuz bin Pers gencini Makedon tarzında eğitmeye başlattı; bu birlik "Epigonoi" (torunlar) adıyla anıldı. Bu gençlerin Susa'daki geçit töreninde Makedonyalı tarzda silah kuşanmış olarak yürüyüşü, yıllardır imparatorluğun yeniden şekillenmesini kaygıyla izleyen Makedonyalı askerlerin sabırsızlıkla biriktirdiği öfkeyi son haddine taşıdı ve birkaç ay sonra patlak veren Opis İsyanı'nın fitilini attı.

Opis isyanı (MÖ 324)

MÖ 324 sonbaharında İskender, Tigris kıyısındaki Opis (bugünkü Bağdat yakınları) kentinde ordusuna önemli bir karar açıkladı: Artık hizmete yetersiz kalan yaşlı ve sakat gazilerin bol armağanla Makedonya'ya gönderilecekti. İskender bu kararı onlara iyilik olarak sundu; ancak askerler bunu Perslerin kendilerinin yerine geçirileceği şeklinde yorumladı.

Memnuniyetsizlik tek bir noktaya dayanmıyordu; yıllarca biriken şikâyetler bir anda açığa çıktı. Makedonyalılar, İskender'in Pers giysileri giydiğini, sarayında Perslerin kendilerinden üstün konumlara getirildiğini, 30.000 kişilik Epigonoi birliğinin oluşturulmasını, Seçkin Süvari'ye (Hetairoi) yabancı birliklerin katıldığını ve İskender'in 324'teki Susa düğünlerinde Makedonyalı subayları Pers kadınlarıyla evlendirmesini sert biçimde eleştirdi.

İskender'in açıklamasını haber alan tüm birlikler ayaklandı. Yalnızca kraliyet muhafızları yerinde kaldı. İskender kürsüye çıkarak sert bir konuşma yaptı: Babasının onlara ne verdiğini, kendisinin ne başardığını — Hellespont'u açmasını, İonya'yı, Lidya'yı, Mısır'ı, Babil'i, Persepolis'i — tek tek saydı. Ardından aşağı indi, çadırına çekildi ve üç gün boyunca hiçbir Makedonyalıyı kabul etmedi.

Bu sürede İskender, Pers komutanları çağırarak onlara Makedon unvanları verdi; yalnızca "akraba" (kinsmen) unvanını taşıyanlara huzuruna çıkma ve kendisini öpme hakkı tanıdı. Bunu duyan Makedonyalılar çadırının önüne koştular, silahlarını kapıya bırakarak yalvarmaya başladılar. Arrianos'un aktarımına göre Hetairoi süvari komutanlarından Kallines öne çıktı:

"Efendimiz, bizi inciten şu: Bazı Persleri 'akraban' yaptın, Persler 'İskender'in akrabaları' olarak anılıp seni öpebiliyorlar; oysa hiçbir Makedonyalıya bu onur tanınmadı."

İskender bunun üzerine ilan etti: "Hepinizi akrabam sayıyorum; bundan böyle bu unvan sizindir." Kallines öne çıkıp İskender'i öptü; diğerleri de bunu takip etti. Askerler silahlarını alıp zafer şarkıları söyleyerek karargâha döndüler.

İskender bu uzlaşmayı, yaklaşık 9.000 konukluk büyük bir ziyafetle taçlandırdı. Sofrada Makedonyalılar İskender'in yanına, Persler onların yanı başına, ardından diğer uluslardan saygın isimler oturdu. İskender, Makedonyalı ve Pers rahiplerin eşliğinde libasyonlar sundu; "Makedonyalılar ile Persler arasında uyum ve ortak yönetim" için dua etti. Bu banket, antik kaynaklarda İskender'in homonoia (uyum ve beraberlik) idealinin en somut ifadesi olarak aktarılmaktadır.

Bunun ardından İskender gazilere söz verdiği armağanları dağıttı: 10.000 kişi altın çelenk, borç ödeme ve diğer bağışlarla birlikte Makedonya'ya uğurlandı; komutanları Krateros eşliğinde yola çıktılar. Bu isyan, imparatorluğun sona yaklaşan döneminde İskender'in yönetim anlayışıyla Makedonyalı ordu geleneği arasındaki en keskin çatışmayı simgelemektedir.

Harpalos Skandalı ve Son Yönetim Krizleri

MÖ 324'te İskender Susa'ya döndüğünde, imparatorluğun merkezi hazinelerini yönetimine bıraktığı eski dostu Harpalos'un büyük miktarda parayı zimmetine geçirip kaçtığını öğrendi. Askeri hizmetten muaf tutulan Harpalos, Babil'de saray gibi yaşamış; Atinalı bir fahişeyi yanına alarak onu bir kraliçe gibi ağırlamıştı. İskender'in dönüşünden korkarak yaklaşık 5.000–6.000 paralı asker ve önemli bir para varlığıyla önce Atina'ya, oradan Girit'e kaçan Harpalos, burada hizmetindekiler tarafından öldürüldü (MÖ 323). Bu kaçışın yarattığı siyasi sarsıntı Atina'da Demosthenes dahil birçok siyasetçinin yargılanmasıyla sonuçlandı ve Laminya Savaşı'nın (MÖ 323–322) fitilini ateşleyen genel hoşnutsuzluğu daha da derinleştirdi.

Aynı dönemde İskender, Eksiler Fermanı (Exiles Decree) adıyla bilinen bir buyruğu Olimpiyat Oyunları'nda okutturdu: Tüm Yunan şehir devletleri, daha önce sürgün ettiği vatandaşlarını geri almakla yükümlüydü. Bu karar pek çok şehrin siyasi dengesini sarstı; Atina ve Aitolia Birliği en sert tepkiyi gösterdi. Ferman, İskender'in Yunanistan'daki iç işlere verdiği en doğrudan müdahalelerden biri olarak değerlendirilmekte ve Diadoklar döneminde patlak veren Laminya Savaşı'nın dolaylı nedenlerinden biri sayılmaktadır.

Tanrısal Statü Talebi (MÖ 324)

Lizimakhos tarafından bastırılan ve İskender'i koç boynuzlu, ilahi bir hükümdar olarak tasvir eden sikke, MÖ 297–281.

MÖ 324'te İskender, Olimpiyat Oyunları'nda okunan bir buyrukla Yunan şehir devletlerine resmi bir talep iletti: Sürgündeki vatandaşların geri alınması (bkz. Eksiler Fermanı) ve İskender'in yaşarken tanrı olarak onurlandırılması. Bu, bir Yunan hükümdarının kendi sağlığında bu tür bir talebi açıkça dile getirmesinin tarihte ilk örneğiydi.

Yunan şehirlerinin tepkileri

Şehirlerin büyük bölümü talebi kabul etti ya da görmezden geldi; ancak tepkiler homojen değildi. Sparta'nın "Eğer İskender tanrı olmak istiyorsa bırakın olsun" biçiminde özetlenen alaylı yanıtı, bu kabullerin gerçek bir inanç değil siyasi bir zorunluluk olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Atina gibi büyük şehirler talebi en azından kâğıt üzerinde kabul etti; ancak Atinalı hatiplerin bu konuyu alay konusu yaptığına dair aktarımlar da mevcuttur.

Demosthenes'in söyleminde aktarıldığı biçimiyle Atina'nın iç kamuoyunda şöyle bir değerlendirme dolaşıyordu: "Eğer İskender gökyüzünün dördüncü tanrısı olmak istiyorsa; bırakın olsun." Bu yorum, tanrısallık talebine şüpheyle yaklaşan Yunan aydın geleneğinin tipik bir ifadesiydi.

Tarihsel anlamı

Bu talep, Helenistik dönemin kurucu bir örüntüsüne dönüştü: Sonraki Diadok hükümdarları da —özellikle Ptolemailar ve Seleukoslar— kendilerini tanrısal statüde konumlandırarak iktidarlarını meşrulaştırdılar. İskender'in bu adımı, antik Doğu monarşisi ile Yunan polisi arasındaki köklü gerilimi siyasi-dinî bir sentezle aşmaya yönelik ilk tutarlı girişim olarak değerlendirilmektedir.

Modern tarihçiler bu talebin İskender tarafından ne ölçüde içselleştirildiğini tartışmaya devam etmektedir. Siwa deneyiminin ardından İskender'in kendi ilahi soyuna gerçekten inandığı görüşü yaygın olmakla birlikte, özellikle Bosworth gibi akademisyenler bunu abartılı bulmakta ve pragmatik bir iktidar inşası olarak yorumlamaktadır.

Ölümü

Büyük İskender'in ölümü, Karl von Piloty'nin 1886 tarihli tablosu. Neue Pinakothek, Münih.

Hephaistion'un ölümü

MÖ 324'te Ekbatana'da (bugünkü Hamedan) İskender'in en yakın dostu Hephaistion ateşli bir hastalık sonucunda hayatını kaybetti. Bazı antik kaynaklar zehirlenme olasılığını da dile getirmiştir. İskender bu kaybı derin bir yasa dönüştürdü: Saçını kestirdi, hemen tüm eğlenceleri yasakladı. Babil'de 10.000 talent değerinde görkemli bir cenaze piri inşa ettirdi ve kamusal yas ilan etti. Hephaistion'un hekimi ilaç yetersizliği gerekçesiyle idam edildi. Plutarkhos'a göre İskender komşu Kossailer kabilesini Hephaistion'un ruhuna kurban olarak kılıçtan geçirdi. Hephaistion'un ölümünün ardından İskender'in davranışlarında belirgin bir değişim yaşandığı ve daha önce görülmemiş bir karamsarlığa büründüğü antik kaynaklarda aktarılmaktadır; İskender onun süvari komutanı pozisyonunu boş bıraktı ve yerini doldurmayı hiç düşünmedi.

Son günler

Hephaistion'un ölümünün ardından İskender MÖ 323 başında Babil'e döndü. Antik kaynaklar bu son aylarda İskender'i derin bir karamsarlık içinde aktarır: büyük cenaze töreni planları yaptırmakta, kehanetlere eskisinden çok daha fazla kulak vermekte ve yeni seferler için büyük planlar kurmaktaydı. Babilonyalı kahinler şehre girişi, Gedrosia yorgunluğunun kalıntıları ve Hephaistion acısı bir arada onun sağlığını zaten zayıflatmıştı. Arrianos, İskender'in bu dönemde şikâyetleri ciddiye almakla birlikte hızından ödün vermediğini aktarır.

Babil'deki kehanetler ve vekil kral ritüeli

Babilonyalı Keldaniler, gökyüzü gözlemine dayanan kehanet sisteminin uzmanlarıydı; MÖ 331'de Gaugamela zaferini ve Darius'un kaçışını önceden bildirmeleri nedeniyle İskender onlara büyük değer veriyordu. MÖ 323'te Babil'e dönerken kahinler, kötü alâmetler gerekçesiyle İskender'e şehre doğudan, yani güneşin battığı yönü görecek biçimde girmemesini tavsiye ettiler. İskender bu uyarıya uymaya çalıştı; ancak bataklık arazi planladığı güzergâhı olanaksız kıldı ve batı kapısından girmek zorunda kaldı.

Bunun yanı sıra başka uğursuz olaylar da yaşandı: İskender tahtan kalkıp kısa süre uzaklaşırken saraydan bir esir kaçarak tahta oturdu ve sessizce bekledi. Kapı bekçisi eunukhlar onu zorla uzaklaştırmak yerine yas tutmaya başladılar; bu, Babilonyalı inanışa göre "vekil kral" (şar puhi) ritüelinin bir yansımasıydı — gerçek kral tehlikeyle yüz yüze geldiğinde kötü talih bir ikame kişi üzerine yönlendirilirdi. Olay, kehanet geleneğine hâkim Babilonyalılar için büyük bir uğursuzluk işaretiydi. Kahinler, kötülüğün tahta oturana geçtiğini söyleyerek bu kişinin öldürülmesi gerektiğini bildirdiler; emir uygulandı. Plutarkhos, İskender'in bu dönemde derin bir kaygıya kapıldığını aktarmaktadır.

Aynı dönemde İskender'in gündemindeki büyük seferler şunlardı: Arabistan Yarımadası'nın fethiyle başlayan, ardından Kartaca ve Batı Akdeniz'e uzanacak harekât; Fırat Nehri sulama altyapısının genişletilmesi; Hazar Denizi'nin (Hyrkania) keşfi için Herakleides'in gönderilmesi; Basra Körfezi kıyısına yeni bir İskenderiye kurulması. Bazı antik kaynaklar ayrıca Batı Akdeniz'e, hatta Roma ve İberia'ya yönelik planlardan söz etmektedir; ancak bu iddialar modern tarihçiler tarafından şüpheyle karşılanmaktadır.

Ölüm

Babil'deki II. Nebukadnezar'ın sarayında MÖ 10 ya da 11 Haziran 323'te, 32 yaşında hayatını kaybetti. Plutarkhos'un aktarımına göre İskender, ölümünden yaklaşık 14 gün önce Larissalı Medios ile sabaha kadar içki içti; ardından yüksek ateşle başlayan ve onu konuşamaz hâle getiren bir hastalığa yakalandı. Endişeli askerler, hasta ve sessiz İskender'in önünden saygıyla geçme hakkından yararlandı.

Ölüm nedenine ilişkin tartışmalar günümüzde de sürmektedir: tifo ateşi, sıtma, zehirlenme (özellikle striknin zehiri) ve aşırı alkol kullanımına bağlı karaciğer yetmezliği başlıca teoriler arasında yer almaktadır. Maryland Üniversitesi Tıp Okulu'nun 1998 tarihli raporuna göre İskender büyük olasılıkla tifo ateşinden öldü. Epidemiyologlar John Marr ve Charles Calisher ise Batı Nil ateşini olası bir neden olarak öne sürmüştür. Bazı tarihçiler zehirlenme teorisini de ciddiye almakta; baş şüpheli olarak Makedonya genel valisi Antipatros ve oğlunun adı geçmektedir. Antik kaynakların çoğu —Diodoros, Plutarkhos, Arrianos ve Iustinus— zehirlenme teorisini aktarmış olmakla birlikte Plutarkhos bunu uydurma olarak değerlendirirken Diodoros ve Arrianos yalnızca tamlık adına kaydettiklerini belirtmiştir.

Cesedin yaklaşık iki yıl boyunca bozulmadan kaldığına dair antik kaynakların aktardığı bilgi, kimi araştırmacılar tarafından tifoya bağlı yükselen felce, yani kişinin ölmeden önce ölü görünmesine yol açan bir komplikasyona işaret ettiği şeklinde yorumlanmaktadır. Cenazeyi taşıyan kortej Suriye'de gelecekteki hükümdar I. Ptolemaios Soter tarafından karşılandı; Ptolemaios cenaze yolunu Babil yerine Mısır'a çevirdi ve Memphis'te toprağa verdi. İskender'in naaşı sonraki dönemde İskenderiye'ye nakledildi; mezarı antik dönemde tanınmış bir hac yeri olmakla birlikte bugün hâlâ bulunamamıştır.

Guillain-Barré sendromu teorisi

2019 yılında Yeni Zelanda, Otago Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Katherine Hall, ölümün tüm semptomlarını tek çatı altında açıklayan yeni bir teori öne sürdü: İskender'in Guillain-Barré sendromu (GBS) adı verilen nadir ve ağır bir otoimmün hastalıktan hayatını kaybettiği görüşü. Hall'ün araştırması, The Ancient History Bulletin dergisinde yayımlandı.

Hall'e göre İskender, büyük olasılıkla kirlenmiş besin ya da su yoluyla Campylobacter pylori bakterisini kaptı; bu bakteri GBS'nin dünya genelinde en yaygın tetikleyicilerinden biridir. GBS, bağışıklık sisteminin periferik sinir liflerine saldırmasıyla gelişen, yukarı doğru tırmanan bir felç tablosuna yol açar; ancak beyin ve omuriliki etkilemediğinden bilinç açıklığını korur. Bu durum, İskender'in son günlerine ait antik kaynakların özellikle vurguladığı bir noktayla örtüşmektedir: İskender ilerleyen felce karşın ölümüne kadar zihinsel netliğini korudu.

Hall'ün teorisinin en çarpıcı boyutu, İskender'in ölümünün yeniden tarihlenmesine ilişkindir. Antik kaynaklar cenazesinin yaklaşık altı gün boyunca hiç bozulmadan kaldığını aktarmaktadır; bu olay zamanında İskender'in tanrılığının kanıtı sayılmıştır. Hall ise bu gerçeği farklı biçimde yorumlamaktadır: GBS'nin neden olduğu tam vücut felci solunum kaslarını da etkileyebilir; solunumu yüzeysel hâle getirerek antik çağ hekimlerinin ölümü nefes yoluyla belirleme yöntemini yanıltmış olabilir. Buna göre İskender, resmen ölü ilan edildiğinde aslında hâlâ hayattaydı; gerçek ölümü bu tarihten altı gün sonra gerçekleşti. Hall bu durumu pseudothanatos (yanılsama ölümü) olarak nitelendirmektedir.

Bu teori akademik çevrelerde ilgi görmekle birlikte eleştirilere de konu olmuştur. Başta Otago Üniversitesi klasik tarih profesörü Pat Wheatley olmak üzere bazı akademisyenler, ölümden yüzyıllarca sonra kaleme alınan antik kaynakların güvenilirliğine dikkat çekerek kesin bir klinik tanıya ulaşmanın son derece güç olduğunu vurgulamaktadır.

Bununla birlikte teorinin geniş çevrelerde ilgi görmesinin temelinde şu etkenler yatmaktadır: GBS'nin Mezopotamya coğrafyasında (bugünkü Irak) görülme sıklığının dünya ortalamasının üzerinde olması, İskender'in son günlerine ait tüm belgelenmiş bulguları —yüksek ateş, karın ağrısı, asandan simetrik felç ve zihinsel netliğin korunması— GBS ile tutarlı biçimde açıklaması ve cesedin bozulmamasını, mucizevi değil fizyolojik bir olgu olarak temellendirmesi.

Antik kaynakların çelişkileri

İskender'in ölümüne ilişkin antik kaynaklar, birbirinden belirgin biçimde ayrışan anlatımlar sunmaktadır; bu tutarsızlıkların nedeni hem yazarların yararlandığı birincil kaynaklardaki farklılıklar hem de her yazarın kendi döneminin siyasi ortamından etkilenmesidir.

Arrianos, ölümü olayları aktarırken en ölçülü kaynaktır; Ptolemaios'un birinci elden tanıklığına dayandığını belirtir. Ptolemaios'un anlatımında zehirlenme teorisine yer yoktur; ölüm yalnızca hastalığa bağlanır. Ancak Ptolemaios'un Makedonya iç güç çatışmalarında çıkarının bulunduğu ve anlatımını buna göre biçimlendirmiş olabileceği göz ardı edilemez.Plutarkhos zehirlenme teorisini aktarır ama bunu uydurmaca olarak değerlendirdiğini açıkça belirtir. Sicilyalı Diodoros ve Iustinus ise konuyu tamlık adına kaydettiğini söyleyerek zehirlenme iddiasını aktarır. Curtius Rufus'ta zehirlenme senaryosu daha dramatik bir anlatımla yer alır; ancak Curtius'un Kleitarkhos gibi dramatik eğilimli kaynakları tercih ettiği bilinmektedir.

Babilonya kil tabletleri ise olayları Mezopotamya din adamı perspektifinden aktarır; hastalığın fiziksel seyrine ilişkin bazı bağımsız bilgiler içerir ve ölüm tarihini doğrulamaktadır. Bu farklı anlatımların dikkatli bir şekilde karşılaştırılması, tarihçilerin İskender'in son günlerine dair ulaşabildiği en güvenilir resmi oluşturmaktadır.

Halef sorunu ve Diadoklar savaşları

İskender ölüm döşeğindeyken yerine kimin geçeceği sorulduğunda "en güçlüye" ya da "hak edene" (tôi kratistôi) dediği rivayet edilmektedir. Perdikkas, Roxana'nın bebeğinin erkek olması durumunda onun kral olmasını, kendisinin, Krateros, Leonnatos ve Antipatros'un ise naip sıfatıyla yönetimi sürdürmesini önerdi. Piyade bu düzenlemeden dışlandığı için isyan çıkararak İskender'in üvey kardeşi III. Philippos Arrhidaios'u destekledi. Nihayetinde iki taraf uzlaşarak IV. İskender ile III. Philippos'u, ama yalnızca isim olarak, ortak kral ilan etti.

Perdikkas'ın MÖ 321'de suikaste kurban gitmesinin ardından Makedon birliği çözüldü ve yaklaşık 40 yıl süren Diadoklar Savaşları başladı. Bu savaşların sonunda Helenistik dünya üç istikrarlı güç odağına kavuştu: Ptolemailar'ın Mısır'ı, Seleukos'un Suriye ve Persia'sı ve Antigonoslar'ın Makedonyası.

MÖ 317'de Olympias, III. Philippos ile eşini öldürttü. General Kassandros ise Makedonya'nın kontrolünü ele geçirerek genç IV. İskender'i ve annesini Roxana'yı hapsetti; MÖ 310 dolaylarında gizlice öldürttü. Bu cinayetle yüzyıllardır süregelen Argeadlar hanedanı resmen sona erdi. MÖ 301'deki İpsos Muharebesi'nden sonra büyük bir imparatorluk yeniden kurma çabası kesin olarak çöktü; Helenistik dünya artık birbirine rakip çok sayıda krallık arasında bölünmüş durumdaydı.

İskender'in ölümünün ardından taht mücadelesi saray içinde de kanlı bir boyut kazandı. Roxana, İskender'den hamile olduğunu açıkladıktan hemen sonra güçlü bir hamle yaptı: İskender'in diğer eşi Stateira II'yi ve onun kız kardeşini zehirleterek öldürttürdü. Bu suikastın amacı, olası bir rakip erkek vârisini doğurabilecek eşleri, çocuğu daha dünyaya gelmeden bertaraf etmekti. Diodoros bu olayı aktarmaktadır; Perdikkas'ın da suikasttan haberdar olduğu ileri sürülmektedir. Cenazelerin su kuyusuna atıldığı bildirilmektedir. Bu olay, Diadoklar döneminin başında Argeadlar hanedanı içindeki taht mücadelelerinin naif bir siyasi rekabetten ibaret olmadığını; örgütlü bir imha sürecini kapsadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Argeadlar hanedanının çöküşü

Olympias'ı tasvir ettiği düşünülen antik dönem mermeri.

İskender'in ölümünün ardından Argead hanedanı yalnızca birkaç on yıl içinde birer birer yok edildi; bu süreç Diadoklar arasındaki iktidar savaşlarının ve Makedon sarayının kanlı iç mantığının ürünüydü.

III. Philippos Arrhidaios ve eşi Eurydike'nin sonu (MÖ 317)

III. Philippos Arrhidaios, İskender'in üvey kardeşi ve zihinsel engelli olduğu aktarılan ortak kral, Eurydike adlı güçlü iradeli bir kadınla evliydi. Eurydike, kocasının adına yönetimi fiilen ele geçirmeye çalışarak Kassandros ile ittifak kurdu. MÖ 317'de Olympias, Epirus'tan bir orduyla Makedonya'ya girdi. Eurydike'nin ordusu Olympias'ı görünce dağıldı; her iki tutsaktan da birine uygun ölüm yöntemi seçme hakkı tanındı. Arrhidaios kılıçla öldürüldü; Eurydike kendisini astı. Olympias, Arrhidaios'un naaşını başlangıçta gömüsüz bıraktırdı; ardından törensel bir cenaze yaptırdı.

Olympias'ın sonu (MÖ 316)

Olympias'ın iktidarı kısa sürdü. Kassandros, MÖ 316'da Makedonya'ya dönerek Pydna kuşatmasıyla Olympias'ı teslim olmaya zorladı. Olympias, Kassandros'un Makedonyalı ordu önünde yargılanmayı kabul etmesi koşuluyla teslim oldu. Ancak Kassandros bu sözü tutmadı; Olympias, Makedon subaylarının önünde değil, öldürdüğü kişilerin yakınlarından oluşan bir kalabalık tarafından taşlanmak suretiyle öldürüldü. Söylencelere göre Olympias ölümünü sakin bir şekilde karşıladı ve yere düşmeden önce saçını düzeltti. Diodoros, öldürülmesine rağmen herhangi bir cenaze töreninin yapılmadığını aktarır; naaşı uzun süre toprağa verilmedi.

Roxana ve IV. İskender'in sonu (MÖ 310)

Roxana ve İskender'in evliliğini tasvir eden 1756 tarihli tablo, Pietro Rotari.

Roxana, İskender'in ölümünden kısa süre sonra bir oğul doğurdu; bu çocuk IV. İskender adını aldı ve nominal ortak kral ilan edildi. Annesiyle birlikte önce Amphipolis'te, ardından Pydna'da gözetim altında tutuldular. Kassandros, tahttaki ağırlıklarını tehdit olarak görmeye devam ettiğinden MÖ 310 dolaylarında her ikisini de gizlice öldürttürdü. Antik kaynaklar bu cinayeti Kassandros'a açıkça yükler; çocuk o sırada yaklaşık on üç yaşındaydı.

IV. İskender'in ölümüyle Argead hanedanının yasal erkek hattı resmen sona erdi. Bu tarihten sonra hiçbir Diadok hükümdarı Argead kanına dayanan bir hanedan iddiasıyla tahta çıkmadı.

Herakles'in sonu (MÖ 309)

İskender'in Barsine'den olduğu öne sürülen gayrimeşru oğlu Herakles, babasının ölümü sırasında yaklaşık dört yaşındaydı ve Pergamon'da annesiyle birlikte yaşıyordu. MÖ 309'da siyasi koşullar değişince Polyperkhon onu Kassandros'a karşı bir koz olarak kullanmayı denedi; Argead kanı taşıyan bu genç, potansiyel bir rakip odağına dönüşebilirdi. Ancak Kassandros, Polyperkhon'u ikna ederek Herakles'i annesiyle birlikte öldürtmesini sağladı; karşılığında Polyperkhon'a çeşitli toprak ve unvanlar vadetti. Bu ölümle birlikte İskender'in doğrudan soyundan gelen son kişi de ortadan kalktı.

Askeri Taktikler ve Strateji

İssos Muharebesi'nden bir sahne; İskender Mozaiği, Pompei, MÖ yaklaşık 100.

İskender'in savaş meydanındaki başarısı yalnızca cesaret ve liderlik karizmasından değil; döneminin çok ötesine geçen sistemli bir taktik anlayışından kaynaklanıyordu. Savaş alanı stratejisini, esnek birlikleri ve psikolojik baskıyı bir arada kullanan bu yaklaşım, İskender'i otuz yılı aşkın bir süre boyunca hiç yenilgiye uğramayan komutan unvanına taşıdı.

Makedon falanjı ve taktik temel

Makedon falanjının yeniden canlandırması; askerler yaklaşık 6 metrelik sarissa mızraklarıyla donanmış.

Makedon falanjı, babası II. Philippos tarafından geliştirilen ve İskender'in miras aldığı temel piyade birliğiydi. Her eri yaklaşık altı metrelik uzun bir mızrak olan sarissa kullanan falanj askerleri (pezhetairoi), omuz omuza sıkışık bir düzende birlikte yürüyerek düşman hatlarına karşı geçilmez bir çelik duvar oluştururdu. Falanjın gücü, düz arazide düşmanı yerinde sabitleyip yıpratmasındaydı; ancak engebeli arazide manevra kabiliyeti sınırlıydı.

İskender bu sınırlılığın farkındaydı ve falanjı asla tek başına kullanmadı. Falanj, düşmanı bağlarken esas darbeyi farklı bir birlik indirirdi.

Eğik düzen ve karar noktası

İskender'in savaş planlarının temel mantığı, düşmanı birden fazla noktadan baskı altında tutarak zayıf noktalarda çökertiyi hızla istismar etmekti. Bu amaçla Epameinondas'ın geliştirdiği eğik hücum (oblique attack) geleneğini daha karmaşık bir biçimde uyguladı.

Tipik bir İskender savaş düzeninde sol kanat kalkan taşıyıcı piyade (hypaspistler) ve falanj tüm cepheyi tutarken, İskender bizzat Hetairoi süvarilerini (Yoldaş Süvari) sağ kanatta yönetirdi. Strateji şuydu: Falanj düşman merkezini sabitler, sol kanattaki Thessalia'lı süvariler sol cepheyi tutarken İskender sağdan diyagonal bir yüklemle düşman saf ve formasyonlarındaki boşluğu hızla genişletir, ardından içeriye dalardı. Bu geniş yay biçimli süvari hamlesi, şimşek hızıyla düşman komuta merkezine ya da zayıf noktaya inerdi.

Gaugamela Muharebesi bu stratejinin en mükemmel örneğidir: İskender, Darius'un ordusunun sol kanadını çekerek merkezdeki boşluğu açtı; Hetairoi ile o boşluğa daldığında Darius'u doğrudan tehdit altına aldı ve Pers ordusunu panikle dağıttı.

Kuşatma mühendisliği

İskender, babası Philippos'un geliştirdiği kuşatma teknolojisini daha da ileri götürdü. Sorsekos'lu Diades ve Kharias gibi uzman mühendisler ordusuna eşlik etti. Sur (Tyre) kuşatmasında (MÖ 332), adaya ulaşmak için anakaradan denize yedi ay boyunca yaklaşık 800 metre uzunluğunda bir set inşa ettirdi; denizden ise trireme savaş gemilerini yüzen platform olarak kullanarak kuşatma kulelerini suyun üzerinden hareket ettirdi. Bu mühendislik çözümü, dönemin en zor hedeflerinden birini yedi ayda ele geçirmeyi mümkün kıldı.

Aornos Kuşatması'nda ise derin bir uçurum üzerinde, karşı yakaya ulaşmak için toprak dolgu köprü inşa ettirdi. Bu tür alışılmadık çözümler, İskender'in sabit kalıpların dışına çıkma yeteneğinin göstergesidir.

Psikolojik savaş ve hız

İskender'in en belirleyici taktiksel üstünlüklerinden biri, düşmanın toparlanmasına fırsat vermeden harekete geçme hızıydı. Thebes'in yıkılması (MÖ 335), Granikos'u geçme kararı ve Darius'un ilk kaçışının hemen ardından Pers hazinelerini ele geçirmek için yürütülen yıldırım hareketleri bu hızın somut örnekleridir.

Psikolojik boyutta da hesaplı hamleler yaptı: Gordion düğümü'nü keserek kehaneti kendi lehine yorumlaması, Siwa vahası ziyaretiyle ilahi meşruiyet iddiasını pekiştirmesi ve yenilmiş düşman krallarına —Poros örneğinde olduğu gibi— saygın bir muamele göstererek gönüllü taraf değiştirmeyi teşvik etmesi bunların başında gelmektedir.

Esnek birlik yapısı

İskender, tek tip bir ordu yerine farklı görevler için farklı birlikler kullandı. Hypaspistler (kalkan taşıyıcılar) falanj ile süvari arasındaki boşluğu kapayan seçkin piyadeyi oluştururken, Agrianes'li hafif piyade ve okçular engebeli arazide ve kuşatmalarda kritik roller üstlendi. Thessalia'lı süvariler sol kanatta, Hetairoi sağda konuşlanırdı; her birinin farklı bir rolü ve komuta yapısı vardı.

Hint seferinde filler gibi daha önce karşılaşmadığı tehditlerle yüzleşince de çözüm üretmeyi başardı: Hydaspes'te fillere karşı okçuları ve hafif piyadeyi ön safa sürerek hayvanları yaraladı, ardından ağır süvari ve falanjı devreye soktu.

Askeri miras

İskender'in askeri dehasının en belirgin özelliği, süvari ve piyadeyi uyum içinde kullanan esnek taktikleriydi. Makedon falanjını, süvari yüklemelerini ve kuşatma mühendisliğini bir arada harmanlayan bu anlayış, Makedon ordusunu döneminin en güçlü kara kuvvetine dönüştürdü. Askeri akademiler dünya genelinde bugün de İskender'in taktiklerini önemli bir müfredat konusu olarak ele almaktadır. Julius Caesar, Pompeius, Scipio Africanus ve Napolyon Bonapart gibi tarihsel figürlerin İskender'i ilham kaynağı olarak aldığı bilinmektedir.

İskender, yirmiden fazla şehir kurdu. Bu şehirler yalnızca askeri üs değil, Yunan kültürünü ve ticaretini yaymak için birer merkez işlevi gördü.

Mirası

Efsane ve edebiyat

İskender, Akhilleus'a benzetilen efsanevi bir kahraman olarak hem Yunan hem de Yunan olmayan pek çok kültürün tarihsel ve mitolojik geleneğinde yer edinmiştir. MÖ 3. yüzyılda derlenen İskender Romanı (Alexander Romance), Orta Çağ boyunca yüzü aşkın versiyona kavuşmuş; neredeyse tüm Avrupa ve İslam dünyasının dillerine çevrilmiştir. İncil'den sonra Orta Çağ Avrupası'nın en yaygın edebi eseri olduğu kabul görmekte olup bu anlamda o dönemin en geniş kitleye ulaşan seküler metni konumundadır.

İslam geleneğinde Dhul-Qarnayn figürüyle özdeşleştirilen İskender, Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresi'nde anılmaktadır. Farsça edebiyatta Nizami Gencevi'nin İskendernamesi, Arapça, Türkçe, Ermenice ve Süryanice başta olmak üzere pek çok dildeki edebi geleneklerde İskender efsanesi yaşamaya devam etmiştir.

Sonraki dönemlere etkisi

İskender'in mirası Orta Çağ ve erken modern dönemde de canlılığını korudu. Roma İmparatorluğu döneminde pek çok imparator onu rol model olarak benimsedi; Augustus, Caligula ve Caracalla İskender'in imgesiyle güçlü bir özdeşleşme kurdu. Orta Çağ Avrupası'nda ise İskender, ahlaki erdemin ve şövalye idealinin somutlaşması olarak değerlendirildi.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İskender'e duyulan ilgi sürdü; çeşitli Osmanlı tarih yazarları onu Anadolu ve Doğu'nun hâkimi olarak Osmanlı iktidarının öncülü biçiminde yorumladı. Günümüzde İskender, Yunanistan, Kuzey Makedonya, İran ve diğer ülkeler arasında kimlik ve tarihsel sahiplenme açısından hassas bir siyasi mesele olmayı sürdürmektedir.

Demografik ve ekonomik etki

Helenistik dünyanın MÖ 3. yüzyıldaki haritası.

İskender'in fetihleri yalnızca siyasi sınırları değil, insanların, malların ve fikirlerin hareket alanını da köklü biçimde dönüştürdü.

Yunan kolonizasyonu ve kentleşme

İskender, seferleri boyunca yirmiden fazla şehir kurdu. Bu kentlerin büyük bölümü salt askeri garnizon niteliğinde değildi; Yunan ve Makedonyalı yerleşimcileri yerel nüfusla bir arada barındıran karma kentler olarak tasarlandı. Mısır'daki İskenderiye bu modelin en görkemli örneğidir: Rodos'lu mimar Deinokrates'in planladığı bu kent, kısa sürede Akdeniz'in en büyük ticaret ve kültür merkezi hâline geldi.

Orta Asya'daki Baktria ve Sogdiana'da kurulan İskenderiyeler (Alexandreia Eschate, bugünkü Hocent) Yunan kültürünü Orta Asya stepine taşıdı; bu bölgelerdeki Yunan yerleşimcilerin torunları yüzyıllarca varlığını korudu ve Grek-Budizmin gelişmesine zemin hazırladı.

Ticaret yollarının dönüşümü

Akhaimenid İmparatorluğu'nun çöküşü, daha önce Pers denetiminde olan uzun mesafeli ticaret yollarını açtı. İndus Nehri'nden Akdeniz'e uzanan güzergâhlar üzerindeki gümrük ve siyasi engeller büyük ölçüde ortadan kalktı. Nearhos'un deniz keşfi, Basra Körfezi'nden Hindistan'a uzanan deniz ticaretinin altyapısını oluşturdu; bu güzergâh Helenistik dönemde yoğun biçimde kullanıldı.

Pers hazinelerinden piyasaya sürülen büyük miktardaki değerli metal —yalnızca Persepolis'ten yaklaşık 120.000 talent— dolaşım ekonomisini canlandırdı. Ortak para standartları (İskender'in bastırdığı Attik standartlı sikkeler) Yunanistan'dan Orta Asya'ya uzanan geniş alanda ticareti kolaylaştırdı.

Bilimsel ve kültürel alışveriş

Aristoteles'in talebi üzerine İskender, Hindistan ve Orta Asya'dan bitkiler, hayvanlar ve mineraller toplattırarak Atina'ya gönderdi. Bu örnekler Aristoteles'in biyoloji çalışmalarına doğrudan katkıda bulundu. Yunan bilginler Babil astronomisi, Mısır tıbbı ve Hint matematik geleneğiyle ilk kez bu dönemde sistematik temas kurdu; bu temas Helenistik bilimin özgün sentezini besleyen kaynaklardan biri oldu.

Kültürel etki ve Helenizm

Pompeii'deki İssos Mozaiği'nin detayı; İskender kırmızı pelerinosuyla görülüyor.

İskender'in fetihleri, Yunan kültürünün ve dilinin Akdeniz'den Orta Asya'ya kadar yayılmasına zemin hazırladı. "Helenizm" olarak adlandırılan bu süreç, farklı kültürlerin Yunan dilini ve kurumlarını özümsemeleri ve yerel geleneklerle kaynaştırmalarıyla şekillendi. İskenderiye, Antiokheia ve Pergamon gibi büyük kültür merkezleri bu sentezin simgesi hâline geldi.

Helenistik dönem MÖ 323'ten MÖ 31'e kadar yaklaşık üç yüzyıl sürdü. Bu dönemde bilimsel açıdan büyük atılımlar gerçekleşti: İskenderiyeli Herophilos sistematik anatominin öncüsü oldu; Eratosthenes dünyanın çevresini büyük bir doğrulukla hesapladı; Samoslu Aristarkhos güneş merkezli evren modelini öne sürdü; Arkhimedes mühendislik ve matematikte çığır açan keşifler yaptı. İskenderiye Kütüphanesi antik dönemin entelektüel başkentine dönüştü.

İskender'in bıraktığı miras yalnızca siyasi değil, kültürel ve düşünsel açıdan da derin izler bıraktı. Yunan dili bölgenin lingua francası hâline gelerek Bizans İmparatorluğu'nun çöküşüne kadar (MS 1453) başat dil olmayı sürdürdü. Hristiyan Yeni Ahit Yunanca kaleme alındı; Grek-Budizm ve Helenistik Yahudilik gibi din-kültür sentezleri ortaya çıktı. Hint-Yunan krallıkları ise İskender'in açtığı yolda yüzyıllarca varlığını devam ettirdi. İskender'in Hindistan'dan çekilmesinin ardından oluşan güç boşluğundan yararlanan Chandragupta Maurya (Yunan kaynaklarında Sandrokottos), Punjab'ı denetim altına alarak Maurya İmparatorluğu'nun temellerini attı; bu imparatorluk kısa sürede Nanda İmparatorluğu'nu ortadan kaldırarak Hint yarımadasının büyük bölümüne hükmetti. İskender'in seferi dolaylı olarak Hint alt kıtasının siyasi haritasını yeniden çizmiştir.

Helenistik Yahudilik

İskender'in Filistin'e (MÖ 332) ve Mısır'a (MÖ 332–331) girişi, Helenistik Yahudilikin doğuşuna doğrudan zemin hazırladı. İskenderiye'de kurulan büyük Yahudi topluluğu zamanla dünyanın en önemli diaspora merkezlerinden biri hâline geldi; bu topluluk için MÖ 3.–2. yüzyıllarda İbrani kutsal metinleri Yunancaya çevrildi ve bu çeviri Septuaginta adını aldı. Septuaginta, Hristiyan Eski Ahit'inin temel metnine dönüşmesi bakımından dünya dinleri tarihinin en etkili çeviri eserlerinden birini oluşturmaktadır.

İskenderiye başta olmak üzere Helenistik şehirlerdeki Yahudi düşünürler, Yunan felsefesi —özellikle Platonculuk ve Stoacılık— ile Yahudi ilahiyatını kaynaştıran bir gelenek inşa etti. Bu geleneğin en olgun temsilcisi olan İskenderiyeli Philon (MS 1. yüzyıl), ileriki yüzyıllarda hem Hristiyan ilahiyatını hem de İslam felsefesini derinden etkiledi. Böylece İskender'in fetihleri, Yunan düşüncesi ile tektanrılı dinlerin buluşmasını sağlayan tarihin en belirleyici kültürel köprüsünü kurmuş oldu.

İskender'in Türk ve Osmanlı kültüründeki yeri

İslam geleneğinde İskender efsanesini işleyen bir minyatür, MÖ 16. yüzyıl.

İskender, Orta Çağ İslam dünyasında olduğu gibi Türk kültür geleneğinde de son derece belirgin bir yer tutar. Bu ilgi yalnızca tarihsel bir meraktan ibaret değil; İskender'i dinî, edebi ve siyasi bir simge olarak benimseyen derin bir kültürel özdeşleşmedir.

Zülkarneyn geleneği

İslam geleneğinde Zülkarneyn ("iki boynuzlu") figürü Kur'an'ın 18. suresinde (Kehf Suresi) anılmaktadır. Geleneksel İslami yorumların büyük bölümü Zülkarneyn'i İskender ile özdeşleştirmiş; İskender'in Amon ikonografisindeki koç boynuzları bu özdeşleştirmenin temelini oluşturmuştur. Bu görüş Orta Çağ boyunca egemen oldu; ancak modern İslam âlimleri Zülkarneyn'in kim olduğu konusunda hâlâ tartışmaktadır. İskender ile özdeşleştirme Türk, Fars, Arap ve Süryani edebiyatlarında öykülerin, şiirlerin ve minyatürlerin ortak referans noktası olmaya devam etti.

Farsça edebiyat aracılığıyla Türk kültürüne geçiş

Nizami Gencevi'nin 12. yüzyılda kaleme aldığı İskendername, İskender efsanesini Farsça şiir geleneğinin zirvesine taşıdı. İki bölümden oluşan bu eser —Şerefname (Şan Kitabı) ve İkbalname (Baht Kitabı)— İskender'i hem eşsiz bir fatih hem de bilge bir peygamber-kral olarak sunar. İskendername, Türk edebiyatına doğrudan ilham kaynağı oldu; pek çok Türkçe yeniden yazımı yapıldı.

Ahmedi'nin 14. yüzyıl sonunda kaleme aldığı Türkçe İskendernamesi, Osmanlı öncesi Türk edebiyatının önemli eserlerinden biridir. Ahmedi bu eseri, Germiyanoğlu Süleyman Şah'a sunmak üzere yazmış; İskender'i ideal hükümdar imgesi olarak işlemiştir.

Osmanlı dönemi

Osmanlı hükümdarları, İskender'e olan ilgiyi hem meşruiyet arayışının hem de evrensel hâkimiyet iddiasının bir parçası olarak kullandı. Fatih Sultan Mehmed, İskender'e açıkça atıfta bulunarak kendi fethini, özellikle İstanbul'un alınmasını, İskender geleneğiyle hizalamaya çalıştı. Fatih'in sarayına alınan Batılı hümanist aydınlar onun için İskender'e dair Latince eserler yazdılar.

Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bugün de mevcut olan çok sayıda süslü İskendername yazması, Osmanlı sarayının bu mirasa verdiği önemi belgeler. Osmanlı tarih yazarları İskender'i zaman zaman Anadolu ve Doğu'nun tarihî fatihi olarak Osmanlı soyunu öngören bir figür gibi sundular.

Günümüzdeki yansımalar

Türkiye'de İskender adı ve imgesi gündelik kültürde varlığını sürdürmektedir. İskenderun (İskender'in kenti) ve İskenderiye'nin Türkçe karşılığı gibi yer adları bu mirasın dilsel izleridir. Modern Türk edebiyatı ve sinemasında İskender figürü zaman zaman yeniden yorumlanmaktadır. Antik dönem arkeolojisi bağlamında Büyük İskender Lahdi'nin İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmesi, bu mirası Türkiye'nin kültürel coğrafyasıyla doğrudan bağlamaktadır.

İskender lahdi

İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi. MÖ 4. yüzyıl sonu, Sidon.

İskender Lahdi, 1887'de bugünkü Lübnan sınırları içindeki Sayda (antik Sidon) yakınlarında bir kral mezarlığında keşfedilen ve dönemin en önemli arkeolojik bulguları arasında yer alan mermer lahittir. Osman Hamdi Bey'in yönetimindeki kazı ekibi tarafından Osmanlı İmparatorluğu adına gün yüzüne çıkarılan eser, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Lahdin üzerindeki kabartmalar iki ana sahneyi işler: Bir av sahnesi ve bir muharebe sahnesi. Muharebe sahnesinde, fil üzerinde Pers giysileri içindeki bir figüre saldıran, tolgalı bir süvari betimlenmiştir; bu süvarinin İskender olduğu genel kabul görmektedir. Orijinal boya izleri lahdin üzerinde hâlâ seçilebilmektedir; bu özellik eseri antik heykeltraşlık açısından son derece değerli kılmaktadır.

Lahdin kime ait olduğu tartışmalıdır. İlk yorumlarda lahdin bizzat İskender'e ait olduğu öne sürüldüyse de sonraki araştırmalar lahdin Sidon Kralı Abdalonymos'a ait olduğunu göstermiştir; Abdalonymos, Sidon'un fethinin ardından İskender tarafından kral atanmıştı.

Mezarın akıbeti

Antik İskenderiye'nin şematik planı; Soma mausoleum'unun olduğu düşünülen saray bölgesi işaretli.

İskender'in cenaze konvoyu MÖ 321'de Suriye'de Ptolemaios'un kuvvetleri tarafından durduruldu. Cenaze yolunun Babil yerine Mısır'a çevrilmesinin ardından naaş önce Memphis'te geçici olarak gömüldü; kısa bir süre sonra —MÖ 298 ile 283 arasında— İskenderiye'ye nakledilerek muhtemelen II. Ptolemaios Filadelfos tarafından inşa ettirilen ve antik kaynaklarda "Soma" (Yunanca: "beden") adıyla geçen anıt mezara yerleştirildi. Strabon İskenderiye'yi ziyaret ettiğinde cenaze saraylar bölgesinde altın bir tabutta muhafaza ediliyordu; daha sonra altın tabut eritilmiş, yerine cam tabut konulmuştu.

Birçok Romalı devlet adamı Soma'yı ziyaret etmiştir. Sezar MÖ 48'de, Kleopatra VII ise onu finanse ettiği savaşı karşılamak için İskender'in mezarından altın aldığı aktarılmaktadır. Augustus, Mısır'ı fethettikten sonra Soma'ya giderek mezarın üzerine çiçek koydu ve altın diadem taktırdı; Ptolemaios hanedanı üyelerinin mezarlarını da görmek isteyip istemediği sorulunca "Ben kral görmek için geldim, ölüler için değil" dediği rivayet edilmektedir. Caligula İskender'in zırhını aldırdığı, Septimus Severus ise MS 199'da mezarı mühürlettirdiği bilinmektedir. Caracalla, MS 215'te son ziyaretçiler arasındaki en meşhur addır; kendi giysilerini ve mücevherlerini lahdin üzerine bıraktığı aktarılmaktadır. İskender'e ait bir cesedin hâlâ sergilendiğini aktaran son kayıt, MS 390 dolaylarına tarihlenmektedir.

Soma'nın akıbeti gizemini korumaktadır. MS 4. yüzyılda Hristiyanlığın yükselişi, pagan tapınaklarını ve kutsal alanlarını fiilen işlevsiz kıldı; İskender'in kültü de bu süreçten nasibini aldı. MS 365'teki yıkıcı deprem ve tsunaminin ardından İskenderiye'nin sahil kesimi büyük tahribat gördü. Hristiyan yazar Yuhanna Hrisostomos, MS 400'de İskenderiye'yi ziyaret ettiğinde mezarın yerini kimsenin bilmediğini yazdı.

Günümüzde mezarın nerede olduğuna dair başlıca teoriler şunlardır: (1) Modern İskenderiye'nin altında, büyük olasılıkla Nebi Daniel Camii'nin yakınında ya da altında; bazı araştırmacılar caminin İskender tapınağının üzerine inşa edildiğini öne sürmektedir. (2) İskenderiye açıklarında denizin altında; su seviyeleri ve zemin çökmesi nedeniyle antik saray bölgesinin önemli bir kısmı su altında kalmıştır. (3) İskenderiye'deki Saint Mark Bazilikası ile ilgili spekülatif bir teoriye göre ise 9. yüzyılda Venedikli tüccarların İskender'in kalıntılarını yanlışlıkla Aziz Markos'unki sanarak Venedik'e götürdüğü ileri sürülmektedir. Günümüze kadar yüzden fazla resmi kazı yapılmış; ancak hiçbirinde mezar kesin olarak tespit edilememiştir.

2019 sonrasında yürütülen sualtı arkeolojisi çalışmaları, İskenderiye'nin antik sahil bölgesini haritalandırmada önemli ilerlemeler sağlamıştır. Mısır-Fransız işbirliğiyle sürdürülen bu projeler, birkaç anıtsal yapı kalıntısını su altında tespit etmiş; ancak Soma'yı kesin biçimde lokalize etmeyi başaramamıştır. Dijital görüntüleme ve GPR (yer altı radar) teknolojileri de son yıllarda şehrin Nebi Daniel bölgesinde uygulanmıştır; çalışmalar sürmektedir.

Ekonomik Politika ve Yönetim Anlayışı

Pers satraplık sisteminin devralınması

İskender, fethettiği toprakları yönetmek için büyük ölçüde Akhaimenid İmparatorluğu'nun köklü satraplık yapısını benimsedi. Pers valilerin (satrap) görevini çoğunlukla korudu; eski Pers yöneticilerini yerine göre makamlarında bıraktı ya da Makedonyalı ya da Yunan generallere devretti. Bu pragmatik yaklaşım, büyük bir bürokratik boşluk yaşanmadan fethedilen toprakların yönetimini sürdürmesine olanak tanıdı.

Ancak İskender salt tekrara düşmedi; satraplık yapısına askeri ve mali denetim katmanları ekledi. Yeni satrapin yanına ayrı bir hazine yöneticisi (oikonomos) ve askeri komutan atayarak sivil, mali ve askeri yetkileri birbirinden ayırdı. Bu üçlü kontrol mekanizması, tek bir valinin aşırı güç biriktirmesini önlüyordu.

Hazine yönetimi ve Pers servetinin piyasaya sürülmesi

Persepolis, Susa, Pasargad ve Ekbatana'daki Pers hazinelerinde biriken servet, antik dünya ölçeğinde astronomik rakamlara ulaşıyordu (Persepolis hazinesinin ayrıntıları için bkz. Persepolis bölümü). Bu servetin savaş harcamaları, asker maaşları, yeni şehirlerin inşası ve ticaret teşvikleri yoluyla piyasaya sürülmesi, Helenistik dönemin belirgin özelliklerinden biri olan parasal ekonominin hızla yaygınlaşmasına zemin hazırladı.

İskender, Atina Attika standardını temel alarak tüm imparatorlukta ortak bir para sistemi oluşturdu. Kendi adına bastırdığı gümüş tetradrakm ve altın stater sikkeleri, Yunanistan'dan Orta Asya'ya uzanan geniş alanda ticareti kolaylaştırdı.

Vergi politikası

İskender, fethedilen topulluklara genel olarak Pers döneminde ödemekte oldukları vergi miktarını korudu; ancak bu vergilerin yerel yönetimler yerine doğrudan Makedon hazinesine aktarılmasını sağladı. Bazı şehirlere —özellikle Makedon tarafını erken benimseyen İon şehirlerine— daha avantajlı koşullar tanındı; bu hem sadakati ödüllendirme hem de hızlı boyun eğdirmeyi teşvik etme işlevi gördü.

Pers geleneğinde bazı toplulukların haraç yerine asker ya da gemi temin etmesi, İskender döneminde de sürdürüldü; bu esneklik, uzak coğrafyalardaki farklı toplumsal yapılara uyum sağlamasına olanak tanıdı.

Kişiliği

Antik kaynaklar İskender'i hem olumlu hem de olumsuz niteliklerle tasvir etmektedir. Cesur, kararlı ve üstün liderlik yeteneğine sahip olan İskender, askerleri arasında köklü bir bağlılık ve sadakat uyandırıyordu; pek çok savaşta önlerde savaşarak kişisel cesaret örnekleri sergiledi. Öte yandan özellikle içkili anlarda öfkesi dizginlenemez bir hal alabiliyordu; Kleitos'u kendi eliyle öldürmesi ve Persepolis saraylarını yakması bunun somut örnekleridir.

Merak ve öğrenme tutkusu güçlüydü: Aristoteles'in etkisiyle botanik, zooloji ve coğrafyaya derin ilgi duydu; seferleri sırasında bilginleri ve filozofları himayesine aldı. Kallisthenes, Aristobulos, Onesikritos ve Nearhos gibi tarihçi, coğrafyacı ve denizciyi yanında bulundurdu; bu kişiler seferin birer gözlem ve belgeleme ekibini oluşturuyordu. Hindistan'dan 230.000 öküz seçerek Makedonya'ya tarımda kullanılmak üzere gönderdi; Swat vadisinde pirinç tarlaları, şeker kamışı ve pamuk tarlalarını keşfeden ekibini Aristoteles'e rapor sunmaya teşvik etti. Botanik örnekleri ve haritalar için Aristoteles'e sürekli bilgi iletti; bu bilgiler öğretmeninin sonraki eserlerine zemin hazırladığı düşünülmektedir. Homeros'un İlyada'sını hep yanında taşıdığı ve kahramanı Akhilleus'u kendisine rol model seçtiği bilinmektedir.

Kişisel ilişkileri

İskender'in kişisel ilişkileri, antik çağdan günümüze akademisyenler arasında tartışmalı olmayı sürdürmektedir. Hephaistion ile olan bağı antik kaynaklarda defalarca öne çıkarılmaktadır; ikili sıklıkla Akhilleus ve Patroklos'a benzetilmiştir. Bazı tarihçiler bu ilişkiyi antik Yunan anlayışındaki bir aşk ilişkisi olarak değerlendirirken diğerleri derin bir yoldaşlık bağı olarak yorumlamaktadır. Doğrudan cinsel bir ilişkiyi açıkça belgeleyen çağdaş kaynak bulunmamakla birlikte W. W. Tarn gibi bazı tarihçilerin homoseksüelliği reddeden görüşü, diğerlerince Viktorya dönemi ön yargısının yansıması olarak eleştirilmektedir.

Curtius Rufus ve Athenaeus'un aktarımlarına göre İskender, Pers Büyük Kralı III. Darius'un hâkimiyetinden daha önce geçip kendisiyle "samimi" olan Bagoas adlı bir hadım saray mensubuyla de yakın bir ilişki kurmuştur. Bagoas'ın İskender'in ordugâhında kaldığı ve İskender'in askerlerin isteği üzerine onu alenen öptüğü aktarılmaktadır. Bu anekdotun Arrianos ve Plutarkhos gibi daha güvenilir kaynaklarda yer almaması, bazı tarihçileri meseleye şüpheyle yaklaştırmaktadır.

Resmi eşleri Roxana, Stateira II ve Parysatis II'ydi. Bunların yanı sıra gayrimeşru oğlu Herakles'in annesi olan Barsine (Artabazos'un kızı ve Rodos'lu Memnon'un dul eşi) ile de ilişki yaşadığı aktarılmaktadır; ancak bu ilişkinin niteliği ve Herakles'in İskender'in gerçek oğlu olup olmadığı tarih yazımında tartışmalı olmaya devam etmektedir.

İçki ve sağlık

Antik kaynaklar İskender'in aşırı içki içtiğine dair çok sayıda sahne aktarmaktadır. Kleitos'un öldürülmesi, Persepolis'in yakılması ve son hastalığına giden süreç bu anlatımlarda içkiyle ilişkilendirilmektedir. Modern tıp tarihçileri bu bilgileri, İskender'in karaciğer hasarı yaşamış olabileceğine dair bir kanıt olarak değerlendirmektedir. Öte yandan yaralanmalar da İskender'in sağlığını ciddi biçimde etkiledi: Granikos'ta kafasına kılıç darbesi aldı, İssos'ta bacağından yaralandı, Gazze'de omzundan ok yedi ve Hindistan seferinde akciğerine ok saplandı. Bu birikmeli fiziksel yıpranmanın son yıllarındaki sağlık sorunlarına katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

Antik Sikkeleri

Büyük İskender, tarihte tek bir yenilgiye uğramadan sadece on yılda kurduğu devasa imparatorlukla tanınmaktadır. Aynı zamanda geniş antik sikke geçmişi ile nümizmatik alanını fethetmede büyük başarı elde etmiştir. Kaliteli gümüş ve altın kullanılarak büyük miktarlarda darp edilen antik sikkeler 2.300 yıl boyunca günümüze kadar etkileyici ve iyi durumda kalmıştır. Büyük İskender için birçok farklı antik sikke darp edilmiş olsa da, üç ana değerli sikke kategorisi olarak Gümüş Drahmiler, Gümüş Tetradrahmiler ve Stater olarak sınıflandırabiliriz. Büyük İskender'in ölümünden sonra generalleri arasında çıkan savaşlar Büyük İskender sikkelerini daha da fazlalaştırmıştır.III. Aleksandros'un sikkelerini darp eden generallerinden bazıları başlıca I. Seleukos, I. Ptolemaios, Lisimahos, Kassandros ve III. Filip idi.

Büyük İskender Gümüş Tetradrahmi

Büyük İskender'in Gümüş Tetradrahmi antik sikkeleri antik dünyanın en iyi bilinen antik sikkelerinden bazılarıdır. 4 Drahmi değerinde olan bu büyük gümüş sikkeler, İskender döneminde Makedon gümüş para biriminin bel kemiğini oluşturdu. İlk önce sadece Makedon madenlerinden elde edilen metal kullanılarak darp edilmiştir. Ancak daha sonra ele geçirilen Pers gümüşü de sikkelerde kullanılmıştır. Gümüş Tetradrahmiler sadece III. Aleksandros'un büyük ordusuna ödeme yapmak için değil, aynı zamanda uluslararası ticaret para birimi olarak yurt dışında dolaştırılmak için yaratılmıştır.

Çok sayıda çeşidi olmasına rağmen, Büyük İskender'in çoğu Gümüş Tetradrahmisi sikkenin ön yüzünde Herakles'in aslan derisi kaplı başı, arka yüzünde ise tahtta oturan Zeus tasarımı yer almaktadır. İskender'in sikkeleri üzerindeki Herakles başının realistik özellikler taşıması nedeniyle birçok bilim insanı, sikke kalıplarını hazırlayan sanatçıların İskender'in idealleştirilmiş portresini resmetmeyi amaçladıklarını varsaymaktadır; bu durum özellikle ölümünden sonra basılan hatıra sikkelerinde daha belirgindir. Bu tasarımlar Yunan tanrılarını onurlandırıyordu ancak buradaki vurgu Büyük İskender için uygun bir eşleşmeydi. Tetradrahmiler, yüzyıllar önce Atina Şehir Devleti tarafından kurulmuş olan Attika ağırlık standardına uygun olarak basılmış olup yaklaşık 17,2 g ağırlığındadır. Büyük İskender'in hayatta olduğu dönemde Makedonya'dan Mısır'a ve Susa'ya uzanan coğrafyada 27 darphane sikke bastırmıştır; bu darphanelerin en üretken olanları Amfipolis ve Babil olmuştur.

Büyük İskender Gümüş Drahmileri

Büyük İskender'in Gümüş Drahmileri, Makedon krallığı ve ardıl krallıklarında üretilen en yaygın ikinci gümüş sikkelerdir. Büyük İskender'in Drahmi sikkelerinin çoğunun darb edildiği Küçük Asya'da 55 milyon Gümüş Drahmi basıldığı tahmin edilmektedir. Küçük Asya darphaneleri—başta Lampsakos, Abydos, Sardes, Kolophon, Magnesia, Miletos ve Teos—imparatorluğun bozuk parasını üretmek amacıyla kurulmuş olup Makedonya darphanelerinden farklı bir işlev üstlenmişlerdir. III. Aleksandros'un tasarımlarını taşıyan çoğu Gümüş Drahmi, Büyük İskender'in ölümünden sonra darp edilmiştir. Gümüş Drahmiler üzerinde tanrıları onurlandıran aynı semboller kullanılmıştır. Bu küçük gümüş sikkeleri Tetradrahmiler kadar çok sayıda şehir darp etmemiştir.

Büyük İskender Altın Stater Sikkeleri

Makedonya ve Trakya'da bulunan madenler ve ardından İran'dan alınan büyük miktarda altın sayesinde Büyük İskender'in altın sıkıntısı olmadığı halde, Altın Stater'leri Gümüş Tetradrahmileri ve Drahmileri kadar yaygın değildi. Gümüş Tetradrahmiler ve Drahmiler gibi Altın Stater'ler, Yunanistan'ın ilahlarını onurlandıran tasarımlar sergilemektedir. Ancak bu sefer onurlandırılanlar tanrıçalardır. Stater sikkelerin ön yüzlerinde Athena'nın Korint miğferi taktığı portresi, arka yüzde ise elinde defne çelengi ve naval asa (stylis) tutan kanatlı Nike tasarımı yer almaktadır. Arka yüzünde Yunanca olarak ΑΛΕΞΑΝΔΡΟΥ/ALEKSANDROU yazılıdır. Altın Stater sikkelerin ön yüzünde yer alan Athena tasvirinin olağanüstü işçiliği, bu sikkeleri antik Yunan darphane sanatının en yetkin örnekleri arasına sokmaktadır.

İskender'in Din Anlayışı

Luksor Tapınağı'nda İskender'i firavun kıyafetiyle gösteren kabartma, Mısır.

İskender'in dini, kişisel inanç ile siyasi pragmatizmin iç içe geçtiği çok katmanlı bir yapıya sahipti. Geleneksel Yunan dininin mensupları olarak yetiştirilmiş olmakla birlikte İskender, seferlerinin coğrafyası genişledikçe farklı dinî geleneklerle de derin bir ilişki kurdu.

Yunan tanrılarına adaklar

İskender her önemli savaş öncesinde ve sonrasında kurban keserek kehanete başvurdu. Arrianos, İskender'in seferleri boyunca tanrılara sunduğu adakları ve yaptırdığı tapınak onarımlarını titizlikle kayıt altına alır. Hellespontos'u geçerken Poseidon'a kurban sundu, Troya'da Akhilleus'un mezarını ziyaret ederek Athena'ya silahlarını adadı. Gordion'da tanrısal onay arayışı, seferin her aşamasında kâhinlere verilen önemin göstergesiydi.

Granikos Muharebesi'nde hayatını kaybeden Makedonyalı askerlerin bronz heykellerini yaptırarak Dion'a gönderdi; bu hem dinî bir adak hem de propagandif bir hareketti. Gaugamela zaferinin ardından Babil'de yerel tapınaklara bağış yaparak Marduk kültüne saygı gösterdi.

Mısır dinî geleneğiyle ilişkisi

İskender'i Amon tanrısının koç boynuzlarıyla tasvir eden MÖ 3. yüzyıl sikkesi, İskenderiye darphanesi.

Mısır'a gelişinde İskender, Persler tarafından ihmal edilmiş tapınaklara saygı göstererek Ptah tapınağını onardı ve Memphis'te firavun olarak taçlandırıldı. Siwa vahasındaki Zeus-Amon kehanetini ziyaret etmesi ve "tanrının oğlu" olarak selamlanması, Mısır'daki konumunu firavun geleneği içinde pekiştirdi. Bu ziyaretin ardından bastırılan sikkelerde başından koç boynuzları çıkan İskender tasvirleri, Amon'a açık bir atıftı.

Mısır halkı tarafından bu karşılama sembolik değil gerçek bir dinî kabul anlamına geliyordu: Firavun, tanrının yeryüzündeki bedeni sayılırdı. İskender bu statüyü siyasi meşruiyet için bilinçli biçimde benimsedi; ancak özel inancına ne ölçüde sahip çıktığı tartışmalı olmaya devam etmektedir.

Babil ve Zerdüştlük

Persepolis'i fethettikten sonra İskender, Pers dininin kutsal ateşini söndürmedi ve Zerdüşt rahiplerine dokunmadı. Babil'e her girişinde Bel-Marduk tapınağına adak sundu ve kâhinlerin uyarılarını ciddiye aldı. MÖ 323'teki son Babil girişinde doğudan girmemesi yönündeki kâhin tavsiyesine uymaya çalışması, bu dinî saygının salt siyasi bir hesapla sınırlı olmadığını düşündürmektedir.

Kendi tanrısallığına bakışı

İskender'in gerçekten kendini tanrı saydığı mı, yoksa bunu salt bir yönetim aracı olarak mı kullandığı, modern tarih yazımının en tartışmalı sorularından biridir. Plutarkhos, İskender'in annesine Siwa'da ne öğrendiğini söz verdiği hâlde hiç açıklamadığını aktarır. MÖ 324'te Yunan şehirlerine gönderdiği buyrukta yaşarken tanrı olarak onurlandırılmayı talep etmesi, dinî kimlik inşasını siyasi bir araç olarak kullandığının en somut göstergesidir. Atina bu talebi alaylı biçimde karşıladı; bir hatipçe "İskender tanrı olmak istiyorsa bırakın olsun" dendiği aktarılmaktadır.

Gymnosofistler ve Hint felsefesi

İskender'in Hint gymnosofistleriyle karşılaşmasını tasvir eden 17. yüzyıl Moğol minyatürü.

Takshashila (Taxila) ve İndus kıyısında İskender, gymnosofistler ("çıplak filozoflar") olarak bilinen Hint çileci-düşünürleriyle karşılaştı. Onları kendi karargâhına davet ederek uzun sorgu-cevap seansları yaptırdığı aktarılmaktadır; bu sorular ve yanıtlar antik kaynaklarda anekdotlar biçiminde korunmuştur. Gymnosofistlerden biri İskender'e neden bu kadar uzağa kadar savaşmaya geldiğini sorduğunda İskender "kendi sebebim var; ama sen neden bu kıyıda çıplak oturuyorsun?" diye karşılık verdi. Karşılıklı yanıt: "Kendimle yetinmeyi öğrenmek için; sen ise dünyanın her yerine gidip duruyorsun, ama hiçbir zaman kendinle yetinmiyor gibisin."

Kalanos'u yanında Persepolis'e kadar götürmesi, İskender'in yalnızca siyasi değil felsefi merakının da bu karşılaşmada gerçek olduğunu göstermektedir.

İskender ve Felsefe

Aristoteles ve İskender; 17. yüzyıl gravürü, Charles Laplante.

İskender'in Aristoteles'le ilişkisi yalnızca öğrenci-hoca bağıyla sınırlı değildi; bu ilişki İskender'in dünya görüşünü, merak anlayışını ve kısmen yönetim felsefesini biçimlendirdi. Ancak zamanla ikisinin yolları siyasi ve felsefi açıdan ayrıştı.

Aristoteles'in mirası

Aristoteles, İskender'e yalnızca siyaset ve hitabet değil; biyoloji, botanik, zooloji, tıp ve coğrafya da öğretti. İskender bu ilgileri seferleri boyunca canlı tuttu: Hindistan'dan özel bitki örnekleri ve gözlem notları göndermesi, Nil Nehri'nin kaynaklarını araştırması, Hazar Denizi'nin kapalı bir iç deniz mi yoksa okyanusla bağlantılı mı olduğunu merak etmesi hep Aristoteles'in aşıladığı empirik merakın ürünleridir.

İlyada nüshasını Aristoteles'in notlarıyla birlikte her gece yatağının başucunda tuttuğu ve bir kılıçla birlikte sakladığı aktarılmaktadır: Bir yanda savaş sanatı, öte yanda şiir ve bilgelik.

Aristoteles ile kopuş

İskender'in Doğu geleneklerine yakınlaşması ve kendi tanrısallığını benimsemeye başlaması Aristoteles'i rahatsız etti. Aristoteles, Yunan olmayan halkları "barbar" olarak nitelendiren geleneksel Yunan hiyerarşisini savunuyordu; İskender ise fethettiği halkları eşit statüde yönetmeye yöneldi. Kallisthenes'in İskender tarafından ölüme mahkûm edilmesi bu kopuşu resmîleştirdi: Kallisthenes Aristoteles'in yeğeniydi ve İskender, hocasının en yakın akrabasını öldürmüştü. Antik kaynaklar, Aristoteles'in daha sonra İskender hakkında olumsuz düşünceler beslediğine dair rivayetler aktarmaktadır.

Diogenes ile buluşma

Diogenes ve İskender; John William Waterhouse'un 1882 tarihli tablosu.

Korinthos'ta Kinikos Diogenes ile yaşandığı aktarılan buluşma, antik dünyanın en meşhur felsefi anekdotlarından biridir. İskender, fıçısının önünde güneşlenen Diogenes'in yanına yaklaşarak "İste benden ne istersen" dedi. Diogenes yalnızca "Güneşimi engelleme" yanıtını verdi. İskender çevresine dönerek "Eğer İskender olmasaydım, Diogenes olmak isterdim" dedi.

Bu anekdot hem İskender'in kendi gücünün göreceliliğini kavrayacak kadar felsefî derinliğe sahip olduğunu hem de Diogenes'in karşısında savunmacı değil hayranlık dolu bir tutum sergilediğini gösterir. Antik yorumcular bu sahneyi iki farklı yaşam anlayışının —fetih ile yetinme— karşılaşması olarak değerlendirmiştir.

Stoacılık ile ilişki

İskender'in dünya vatandaşlığı (kozmopolitizm) anlayışı —farklı halkları tek bir imparatorluk çatısı altında birleştirme ideali— sonraki Stoacı filozofların evrensel insan kardeşliği öğretisinin öncülü olarak değerlendirilmektedir. Kıbrıs'lı Zenon, Stoa felsefesini kurarken İskender'in homonoia (uyum) idealinden etkilendiği düşünülmektedir. Ancak İskender'in bu ideali samimi bir inanç mı yoksa yönetimsel bir zorunluluk mu olarak benimsediği tartışmalı olmaya devam etmektedir.

Fetihlerin Kronolojisi

Yıl Olay Konum Önem
MÖ 336 Tahta çıkış Pella, Makedonya II. Philippos'un suikastle ölümünün ardından
MÖ 335 Balkanlar seferi; Thebes'in yerle bir edilmesi Trakya, İllirya, Thebes Kuzey sınırların güvenceye alınması; Yunanistan'daki ayaklanmaların bastırılması
MÖ 334 Granikos Muharebesi Granikos Nehri, Anadolu Pers İmparatorluğu'na karşı ilk zafer
MÖ 334–333 Küçük Asya'nın fethi Sardes, Miletos, Halikarnassos İyonya şehirlerine özerklik tanındı
MÖ 333 İssos Muharebesi İssos, Kilikya III. Darius bozguna uğratıldı
MÖ 332 Sur (Tyre) Kuşatması Sur, Fenike Yaklaşık yedi aylık zorlu kuşatma
MÖ 332 Gazze Kuşatması Gazze İskender omzundan yaralandı; şehir yıkıldı
MÖ 332–331 Mısır'ın fethi; İskenderiye'nin kuruluşu Mısır Firavun ilan edildi
MÖ 331 Gaugamela Muharebesi Mezopotamya (Irak) Akhaimenid İmparatorluğu'nun fiilen sonu
MÖ 330 Persepolis'in alınması ve yakılması Persepolis, İran Pers başkentinin tahrip edilmesi
MÖ 330 III. Darius'un ölümü Medya (İran) Bessos tarafından öldürüldü
MÖ 329–327 Baktria ve Sogdiana seferleri Orta Asya Spitamenes liderliğinde şiddetli direniş
MÖ 327–326 Kophes Seferi; Massaga ve Aornos kuşatmaları Gandhara (Afganistan/Pakistan) Kuzey Hindistan'ın fethinde son direnişin kırılması
MÖ 327 Roxana ile evlilik Sogdiana Kayası Siyasi-kültürel birleşme politikası
MÖ 326 Hydaspes Muharebesi Punjab (Pakistan) Hindistan'daki en büyük zafer
MÖ 326 Hyphasis'te geri dönüş Beas Nehri, Hindistan Asker isyanı; fetihlerin sona erişi
MÖ 326–325 Malli Seferi; ölümden dönüş Multan yakınları (Pakistan) Akciğere ok saplandı; orduyu panikle bıraktı
MÖ 325 Gedrosia geçişi Belucistan Büyük kayıplar
MÖ 324 Susa düğünleri Susa, İran Toplu Makedon-Pers evlilikleri (yaklaşık 80-90 çift)
MÖ 324 Opis İsyanı Opis, Mezopotamya Makedonyalı asker isyanı; İskender'in uzlaşma ziyafeti
MÖ 324 Hephaistion'un ölümü Ekbatana (Hamedan) İskender'i derin yasa büründürdü
MÖ 323 İskender'in ölümü Babil (Irak) Helenistik dönemin başlangıcı

Ayrıca Bakınız

Notlar

  1. Yenne, Bill (2010). Alexander the Great: Lessons from History's Undefeated General. s. 159.
  2. Fuller, J.F.C. (1960). The Generalship of Alexander the Great. Rutgers University Press.
  3. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 1-5.
  4. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 1-8.
  5. Stoneman, Richard (2008). Alexander the Great: A Life in Legend. Yale University Press. s. 1.
  6. Worthington, Ian (2004). Alexander the Great: Man and God. Pearson Longman. ss. 1-15.
  7. Hall, Katherine (2018). "Did Alexander the Great Die from Guillain-Barré Syndrome?". The Ancient History Bulletin. Cilt 32. ss. 106-128.
  8. Hammond, N. G. L. (1989). "The kingdom of Asia and the Persian throne". Antichthon. Cilt 23. ss. 73-77.
  9. Roisman, Joseph; Worthington, Ian (2010). A Companion to Ancient Macedonia. Wiley-Blackwell. s. 171.
  10. Plutarkhos. "2–3". İskender'in Hayatı.
  11. Plutarkhos. "3". İskender'in Hayatı.
  12. Plutarkhos. "4". İskender'in Hayatı.
  13. Curtius Rufus. "III, 12". Historiae Alexandri Magni.
  14. Renault, Mary (2001). The Nature of Alexander. Penguin. ss. 33-34.
  15. Plutarkhos. "6". İskender'in Hayatı.
  16. Plutarkhos. "7–8". İskender'in Hayatı.
  17. Roisman, Joseph; Worthington, Ian (2010). A Companion to Ancient Macedonia. Wiley-Blackwell. s. 192.
  18. Arrianos. "I, 1". Anabasis Alexandrou.
  19. Hammond, N. G. L. (1989). The Macedonian State: Origins, Institutions and History. Oxford University Press. s. 158.
  20. Plutarkhos. "9". İskender'in Hayatı.
  21. Roisman, Joseph; Worthington, Ian (2010). A Companion to Ancient Macedonia. Wiley-Blackwell. ss. 52-54.
  22. Worthington, Ian (2004). Alexander the Great: Man and God. Pearson Longman. ss. 28-32.
  23. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 24-27.
  24. Roisman, Joseph; Worthington, Ian (2010). A Companion to Ancient Macedonia. Wiley-Blackwell. s. 279.
  25. Plutarkhos. "33". İskender'in Hayatı.
  26. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 158-161.
  27. Arrianos. "I, 5–6". Anabasis Alexandrou.
  28. Arrianos. "I, 8–9". Anabasis Alexandrou.
  29. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 28-31.
  30. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 255-259.
  31. Arrianos. "I, 20". Anabasis Alexandrou.
  32. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 196-200.
  33. Roisman, Joseph; Worthington, Ian (2010). A Companion to Ancient Macedonia. s. 192.
  34. Arrianos. "I, 17–23". Anabasis Alexandrou.
  35. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 149-151.
  36. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 228-232.
  37. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 478-482.
  38. Arrianos. "II, 12". Anabasis Alexandrou.
  39. Arrianos. "II, 18–24". Anabasis Alexandrou.
  40. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 259-268.
  41. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 194-200.
  42. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 272-278.
  43. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 200-211.
  44. Arrianos. "III, 3–4". Anabasis Alexandrou.
  45. Arrianos. "III, 11–15". Anabasis Alexandrou.
  46. Plutarkhos. "32–33". İskender'in Hayatı.
  47. Plutarkhos. "38". İskender'in Hayatı.
  48. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 89-93.
  49. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 334-338.
  50. Arrianos. "IV, 17". Anabasis Alexandrou.
  51. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 113-118.
  52. Arrianos. "IV, 8". Anabasis Alexandrou.
  53. Arrianos. "IV, 8–9". Anabasis Alexandrou.
  54. Plutarkhos. "50–51". İskender'in Hayatı.
  55. Arrianos. "IV, 13–14". Anabasis Alexandrou.
  56. Plutarkhos. "55". İskender'in Hayatı.
  57. Curtius Rufus. "VIII, 6–8". Historiae Alexandri Magni.
  58. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 100-103.
  59. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 349-356.
  60. Arrianos. "IV, 10–12". Anabasis Alexandrou.
  61. Plutarkhos. "54–55". İskender'in Hayatı.
  62. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 284-288.
  63. Arrianos. "IV, 27". Anabasis Alexandrou.
  64. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 339-345.
  65. Arrianos. "V, 25–29". Anabasis Alexandrou.
  66. Plutarkhos. "62". İskender'in Hayatı.
  67. Stoneman, Richard (2008). Alexander the Great: A Life in Legend. Yale University Press. ss. 77-78.
  68. Aydın, Mustafa ve diğerleri (2018). "Alexander the Great's Life-Threatening Thoracic Trauma". Asian Cardiovascular & Thoracic Annals. Cilt 26. ss. 479-481.
  69. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 373-381.
  70. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 145-150.
  71. Arrianos. "VII, 4". Anabasis Alexandrou.
  72. Arrianos. "VII, 8–12". Anabasis Alexandrou.
  73. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 155-160.
  74. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 453-458.
  75. Worthington, Ian (2004). Alexander the Great: Man and God. Pearson Longman. ss. 272-275.
  76. Worthington, Ian (2004). Alexander the Great: Man and God. Pearson Longman. ss. 255-270.
  77. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 278-290.
  78. Arrianos. "VII, 14". Anabasis Alexandrou.
  79. Plutarkhos. "72". İskender'in Hayatı.
  80. Arrianos. "VII, 24–26". Anabasis Alexandrou.
  81. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 456-461.
  82. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 185-188.
  83. Arrianos. "VII, 26". Anabasis Alexandrou.
  84. Oldach, D. W.; ve diğerleri (1998). "A mysterious death". New England Journal of Medicine. Cilt 338. ss. 1764-1769. doi:10.1056/NEJM199806113382411.
  85. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 169-170.
  86. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 169-174.
  87. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. ss. 214-218.
  88. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 490-495.
  89. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. s. 259.
  90. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. ss. 232-233.
  91. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. s. 186.
  92. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. s. 247.
  93. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. s. 136.
  94. Fuller, J.F.C. (1960). The Generalship of Alexander the Great. Rutgers University Press. ss. 77-155.
  95. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 259-270.
  96. Cartledge, Paul (2004). Alexander the Great: The Hunt for a New Past. Overlook Press. ss. 5-12.
  97. Stoneman, Richard (2008). Alexander the Great: A Life in Legend. Yale University Press. ss. 45-70.
  98. Cartledge, Paul (2004). Alexander the Great: The Hunt for a New Past. Overlook Press. ss. 193-215.
  99. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 188-191.
  100. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 480-484.
  101. Stoneman, Richard (2008). Alexander the Great: A Life in Legend. Yale University Press. ss. 92-100.
  102. Stoneman, Richard (2008). Alexander the Great: A Life in Legend. Yale University Press. ss. 92-115.
  103. Saunders, Nicholas J. (2006). Alexander's Tomb. Basic Books. ss. 28-35.
  104. Saunders, Nicholas J. (2006). Alexander's Tomb. Basic Books. ss. 44-55.
  105. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 482-485.
  106. Saunders, Nicholas J. (2006). Alexander's Tomb. Basic Books. s. 120.
  107. Saunders, Nicholas J. (2006). Alexander's Tomb. Basic Books. ss. 170-195.
  108. Chugg, Andrew (2004). The Lost Tomb of Alexander the Great. Periplus.
  109. Bosworth, A. B. (1988). Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great. Cambridge University Press. ss. 228-239.
  110. Plutarkhos. "8". İskender'in Hayatı.
  111. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 56-60.
  112. Cartledge, Paul (2004). Alexander the Great: The Hunt for a New Past. Overlook Press. ss. 70-82.
  113. Heckel, Waldemar (2008). Who's Who in the Age of Alexander the Great. Wiley-Blackwell. ss. 65-66.
  114. Price, Martin Jessop (1991). The Coinage in the Name of Alexander the Great and Philip Arrhidaeus: A British Museum Catalogue (İngilizce). Zürih ve Londra: Swiss Numismatic Society & British Museum Press. ISBN 978-3-908103-00-4.
  115. Durmaz, Mehmet (2006). "Durmaz Koleksiyonu'ndaki Büyük İskender Tetradrahmi Definesi". Belleten. 70 (258). Ankara: Türk Tarih Kurumu.
  116. Thompson, Margaret; Bellinger, Alfred R. (1955). "Greek Coins in the Yale Collection, IV: A Hoard of Alexander Drachms". Yale Classical Studies (İngilizce). Cilt 14. New Haven: Yale University Press. ss. 3-45.
  117. Thompson, Margaret (1983). Alexander's Drachm Mints I: Sardes and Miletus (İngilizce). New York: American Numismatic Society.
  118. Newell, Edward Theodore (1941). The Coinage of the Western Seleucid Mints from Seleucus I to Antiochus III (İngilizce). New York: American Numismatic Society.
  119. Arrianos. "I, 16". Anabasis Alexandrou.
  120. Fox, Robin Lane (1973). Alexander the Great. Penguin Books. ss. 116-120.
  121. Worthington, Ian (2004). Alexander the Great: Man and God. Pearson Longman. ss. 255-268.
  122. Stoneman, Richard (2008). Alexander the Great: A Life in Legend. Yale University Press. ss. 74-82.
  123. Green, Peter (1991). Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. University of California Press. ss. 58-62.
  124. Plutarkhos. "14". İskender'in Hayatı.

Dış Bağlantılar

Üst