| Kızılbaşlık |
|---|
| dizisinin bir parçası |
![]() |
Kırklar Cemi veya kırklar meclisi, Alevilik ve Bektaşilikte önemsenen Muhammed'in, Miraç dönüşü katıldığı söylenen toplu ibadet törenidir. Hikaye klasik Sünni miraç hikayelerinin aksine Muhammed'in Allahın emirlerini getiren bir kişilikten olmaktan çıkartılması ile, peygamberlik mührünü içeren yüzüğünü bir aslana vererek Allah ile görüşme faslına geçebildiğini anlatır. Hikayelerde İslam teolojisinin geliştirdiği Allah'ın hiçbir yaratılmışa benzetilemeyeceği ve içine giremeyeceği anlayışı yanında, Sünniliğin namaz, alkol yasağı, İslamda kadın ve erkeklerin ayrılması ve örtünme gibi geleneksel tutumlarına kısa göndermelerle meydan okunur.
Aleviler bu olayı anmanın yanında dua etmek, şiir okumak ve ritüel dansı (Semah) yapmak üzere cemevi adı verilen mekanlarda bir araya gelirler. Semah, önemli bir ritüel dansıdır ve etkinliğin on iki yükümlülüğünden biridir. Bu dans, kadınlar ve erkekler tarafından birlikte ve eş zamanlı yapılır ve bir Dede tarafından yönetilir. Cem'i yönetecek uygun bir dede yoksa, cemaatin ilgili ritüelleri bilen herhangi bir başka üyesi de bu hizmeti yönetebilir. Kırklar cemi, düzenli aralıklarla, genellikle haftalık olarak yapılır.
Kaynaklar
Alevi anlatıları sözlü aktarımlara dayalı, yüzyıllar içerisinde gelişen değişen ve olgunlaştırılan hikayelerdir. Bu hikayeler farklı vurgulara göre yeni şekiller kazanır ve dini törenlerde nesilden nesile aktarılır. Hikayeleri Buyruk örneğinde olduğu gibi kayda alma girişimleri bu hikayelerin belirli bir versiyonunu içerebilir veya ön plana çıkarabilir.
Hikaye
Muhammed bineği Burak ile Mirac'a çıktığı gün kendisine bal, süt ve şarap (veya elma) ikram edilir.
Muhammed'in önüne bir aslan çıkar. Muhammed'in gaipten duyduğu bir ses ile parmağındaki yüzüğü (peygamberlik yüzüğüdür) aslanın ağzına atması istenir. Böylece Muhammed aslanı atlatır ve Allah ile görüşür.
Muhammed Allah ile doksan bin kelam konuşur. Bunun otuz bini hakikatli sır olarak Ali'de kalır. Bu konuşmalar bir perde arkasından gerçekleşir. Ancak Ses tanıdıktır ve Alinin sesidir. Muhammed kendisiyle konuşanın kim olduğunu sorar. Cevap şöyledir, "Ben Allahım, ama seninle Alinin sesi ile konuşmayı seçtim". Bir başka rivayette olay daha ileri boyuta taşınır; perde açılır ve Muhammed Alinin yüzünü görür.
Şehre dönerken yolda bir Minada dergaha rastlar. Kapıyı çalar içeriden: "Kimsiniz*" diye sorarlar.
Muhammed: "Ben peygamberim içeriye girmek istiyorum" der. İçeriden: "Peygamberliğini git ümmetine yap. Bizim aramıza peygamber sığmaz" diye cevap gelir. Muhammed bu şekilde iki kere geri çevrilir.
Muhammed ayrılırken gaipten bir ses ayrılmamasını kapıyı tekrar çalıp yeniden farklı bir şekilde yanıtlamasını söyler.
Bu sefer Muhammed: “Sırru’l-kayyûm, hâdimü’l-fıkarâyım, bir yoksulum, sizi görmek istedim der. Bu sefer kapı ardına kadar açılır. "Hoş geldin sefa getirdin, uğur getirdin" diye karşılanır.
İçeride 17'si kadın 22'si erkek tam 39 kişi vardır. Muhammed'e yer gösterilir. O da gösterilen yere oturur. Ali de meclistedir. Muhammed tesadüfen Ali'nin yanına oturur. Muhammed sorar. "Size kimler denir?" der. "Bize Kırklar denir" diye yanıt alır. "Ama burada 39 kişi saydım" der. "Selman-ı Pak Can Parstadır" denir. "Peki sizin ulunuz, büyüğünüz, küçüğünüz kim" diye sorar Muhammed. Gelen yanıt şöyle olur: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüz de uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir" denir.
Ali kolunu uzatır ve gömleğini sıyırır. İçlerinden biri "destur" diyerek bıçağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her can'ın kolundan birer damla kanın gelmesi izler. 40. canın bir damla kanı da pencereden içeri gelir. Bu Selman-ı Pak'ın kanıdır.
Bir müddet sonra Selmân dışarıdan yanında bir üzüm tanesi ile gelir. Bu üzüm Allah'ın görüşme sırasında Hasan ve Hüseyin'e göndermek üzere perdenin altından Muhammed'e uzattığı bir salkım üzümün bir tanesidir. Üzümü pay etmesini Peygamberden isterler. Peygamber Cebrâîl’in delâletiyle üzümü ezip şerbet (engür) eder ve kırklara pay eder. Kırklar mest-i elest olup, “Allah” deyip, üryan ve püryan semaha kalkarlar. Muhammed dahi semaha kalkar, imamesi başından düşer kırk pare olur, kırklar alıp bellerine bağlarlar.
Muhammed, cennetten inerken Aslan'a verdiği yüzüğü Ali'de görür, bu yüzüğü daha önce de Allah'ın elinde görmüştür. Onu kucaklar ve şöyle der: "Ali, eğer doğumunu kendi gözlerimle görmeseydim ve seni kendi ellerimle sarmamış olsaydım, senin Allah olduğuna inanırdım."
- Alevilik
