Marksist tarihsel materyalizm teorisinde, üretim tarzı veya üretim biçimi (Almanca: Produktionsweise) şu ikisinin belirli bir bileşimidir:
- Üretici güçler: Bunlar insan emek gücünü ve üretim araçlarını (aletler, makineler, fabrika binaları, altyapı, teknik bilgi, hammaddeler, bitkiler, hayvanlar, yararlanılabilir toprak) içerir.
- Üretimin toplumsal ve teknik ilişkileri: Bunlar toplumun üretim araçlarını düzenleyen mülkiyet, iktidar ve denetim ilişkilerini (hukuki düzen), işbirliğine dayalı çalışma birliklerini, insanların emek nesneleriyle kurdukları ilişkileri ve toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri kapsar.
Marx, bir kişinin üretici yeteneği ve toplumsal ilişkilere katılımının, toplumsal yeniden üretimin iki temel niteliği olduğunu ve kapitalist üretim tarzındaki bu toplumsal ilişkilerin belirli bir biçiminin, insanların üretim kapasitelerinin ilerici gelişimiyle doğası gereği çeliştiğini söylemiştir. Bu kavrama öncülük eden bir düşünce olarak, bir toplumun vatandaşlarının maddi ihtiyaçlarını nasıl karşıladıklarına dayalı olarak toplum türlerinin ilerlemesini tanımlayan Adam Smith'in "geçim tarzı" kavramı gösterilebilir.
Kavramın önemi
İskoç Aydınlanması'nın insan gelişimine ilişkin dört aşamalı teorisini (her biri kendine özgü sosyo-kültürel özelliklere sahip olan avcılık, çobanlık, tarım ve ticaret toplumları) temel alan Marx, üretim tarzı kavramını şöyle ifade etmiştir: "Maddi yaşamın üretim tarzı, yaşamın toplumsal, siyasi ve manevi süreçlerinin genel karakterini belirler."
Marx, insanların fiziksel dünyayla kurdukları ilişkiler ile birbirleriyle kurdukları toplumsal ilişki biçimlerinin belirli ve zorunlu bir biçimde birbirine bağlı olduğunu düşünüyordu: "Kumaş, keten, ipek üreten insanlar... aynı zamanda kumaşı ve keteni ürettikleri toplumsal ilişkileri de üretirler." İnsanlar hayatta kalmak için tüketmek zorundadır, ancak tüketmek için üretmek zorundadırlar ve üretirken kaçınılmaz olarak kendi iradelerinden bağımsız bir biçimde var olan ilişkilere girerler.
Marx'a göre, bir toplumsal düzenin neden ve nasıl var olduğu ile toplumsal değişimin sebepleri, bir toplumun sahip olduğu üretim tarzında aranmalıdır. Ayrıca, üretim tarzının, ekonomik alanı oluşturan bölüşüm tarzı, dolaşım tarzı ve tüketim tarzının doğasını esaslı bir biçimde şekillendirdiğini ileri sürer. Zenginliğin nasıl bölüşüldüğünü ve tüketildiğini anlamak için, onun hangi koşullarda üretildiği anlamak zorunludur.
Marx'a göre bir üretim tarzı, kendi başlangıç koşullarını sürekli olarak yeniden üretebilen ve böylece yüzyıllar, hatta binyıllar boyunca az çok istikrarlı bir şekilde varlığını sürdürebilen organik bir bütünün (veya kendi kendini yeniden üreten bir bütünün) bir parçasını oluşturduğu için tarihsel olarak ayırt edicidir. Emekçi sınıflar, belirli bir mülkiyet ilişkileri sistemi içinde toplumsal emek fazlası oluşturarak toplumsal düzenin temellerini sürekli olarak yeniden üretirler. Bir üretim tarzı normalde bölüşüm, dolaşım ve tüketim tarzını şekillendirir ve devlet tarafından düzenlenir. Marx'ın Annenkov'a yazdığı gibi, "Üretim, ticaret ve tüketimde belirli gelişme aşamalarını varsayın ve buna karşılık gelen bir toplumsal düzen, bir aile ve sınıf örgütlenmesi, kısacası, buna karşılık gelen bir medeni toplum elde edersiniz."
Bununla birlikte herhangi bir üretim tarzı, (az ya da çok) önceki tarzların kalıntılarını ve yeni tarzların tohumlarını da bünyesinde barındırır. Yeni üretim güçlerinin ortaya çıkışı, mevcut üretim tarzında çatışmaya yol açar. Çatışma ortaya çıktığında, üretim tarzları mevcut yapı içinde evrimleşebilir veya komple bir çöküşe neden olabilir.
Sosyoekonomik değişim süreci
Toplumsal ve ekonomik sistemlerin evrimleşme süreci, teknolojinin iyileştirilmesi öncülüne dayanır. Özellikle, teknoloji düzeyi arttıkça, mevcut toplumsal ilişki biçimleri teknolojiden tam anlamıyla yararlanmak için giderek yetersiz hale gelir. Bu durum, daha geniş sosyoekonomik sistem içinde, özellikle sınıf çatışması biçiminde görülen içsel verimsizliklere yol açar. İşlevsizleşen toplumsal düzenlemeler, toplumsal ilerlemeyi engellerken teknoloji düzeyi (üretici güçler) ile toplumsal yapı (toplumsal ilişkiler, üretimsel normlar ve örgütlenme) arasında giderek şiddetlenen çelişkiler yaratır. Bu çelişkiler, sistemin artık kendini sürdüremez hale geldiği ve mevcut teknoloji düzeyiyle (üretici güçler) uyumlu yeni toplumsal ilişki biçimlerinin ortaya çıkmasını mümkün kılan içsel bir toplumsal devrimle yıkılacağı bir noktaya varır.
Marx'ın tarihsel materyalizm olarak adlandırdığı anlayışa göre, uygarlığın sosyoekonomik örgütlenmesindeki yapısal değişimlerin temel itici gücü, altta yatan maddi kaygılardır—özellikle de teknoloji düzeyi, insan bilgisinin kapsamı ve bunların mümkün kıldığı toplumsal örgütlenme biçimleri. Bu yaklaşım, Marx'ın Proudhon'da eleştirdiği, sosyoekonomik değişimin ardındaki temel itici gücün aydınlanmış bireylerin fikirleri olduğunu ileri süren idealist analizle karşıtlık oluşturur.
Üretim tarzları
Marx'ın tanımladığı başlıca üretim tarzları arasında ilkel komünizm, köleci toplum, feodalizm, kapitalizm ve komünizm yer alır. Bu üretim aşamalarının her birinde, insanlar doğayla ve üretimle farklı şekillerde etkileşime girerler. Üretimden elde edilen artığın bölüşümü de her dönemde farklılık gösterir. Marx, insanlığın ilk önce ilkel komünist toplumlarda yaşamaya başladığını, ardından vatandaşlardan oluşan bir yönetici sınıf ile bir kölelerden oluşan bir sınıfa dayanan antik toplumların (Roma ve Yunan gibi), ardından soylulara ve serflere dayanan feodalizmin ve son olarak da kapitalist sınıfa (burjuvazi) ve işçi sınıfına (proletarya) dayanan kapitalizmin geldiğini öne sürdü. Gelecekteki komünist toplum anlayışında Marx, sınıfların artık var olmayacağını ve dolayısıyla bir sınıfın diğeri tarafından sömürülmesinin ortadan kalkacağını iddia eder.
İlkel komünizm
Marx ve Engels, "ilk" üretim biçiminden sıklıkla ilkel komünizm olarak söz ederlerdi. Klasik Marksizmde, en erken iki üretim biçimi, kabile topluluğu veya aşireti ile Neolitik akrabalık grubuydu.Avcı-toplayıcı kabile toplulukları, insanlık tarihinin büyük bir bölümünde mümkün olan tek varoluş biçimini temsil ediyordu. Taş Devri'nde teknolojik ilerleme çok yavaştı; toplumsal tabakalaşma son derece sınırlıydı (kişisel mülkiyet de aynı şekilde; avlakların ortak olması gibi) ve kültürel biçimler ise çoğunlukla mit, ritüel ve büyüydü. Üretim araçlarının (avlanma ve toplayıcılık) sınırlılığı nedeniyle, her birey yalnızca kendini geçindirecek kadar üretebiliyordu; dolayısıyla, herhangi bir üretim fazlası olmadığından sömürülecek bir şey de yoktu. Bu durum, üretici güçler bakımından ilkel olsalar da toplumsal ilişkiler bakımından bu toplulukları doğal olarak komünist kılıyordu.
Asya tipi ve haraçlı üretim tarzları
Asya tipi üretim tarzı, Marksist teoriye yapılmış tartışmalı bir katkıdır ve ilk olarak köleci ve feodal öncesi dönemde Hindistan, Fırat ve Nil vadilerinde büyük toprak işleme ve inşaat sistemlerini açıklamak için geliştirilmiştir. Başlıca kanıtlar, geniş "Asya"dan geldiği için bu şekilde adlandırılmıştır. Asya tipi üretim tarzı, küçük bir grubun, yerleşik ya da göçebe köy ve kabile topluluklarından zor yoluyla toplumsal artı değer elde ettiği ilk sınıflı toplum biçimi olarak tanımlanır. Yazı, kataloglama ve arşivleme gibi veri işleme tekniklerinin gelişimi, ağırlık ve ölçülerin standartlaştırılması, matematik, takvim yapımı ve sulama tekniklerindeki gelişmeler, bu üretim tarzını mümkün kılmıştır.
Sömürülen emek, yılın durgun bir döneminde zorunlu angarya işi olarak alınır. Piramitler, zigguratlar ve antik Hindistan'daki ortak hamamlar gibi anıtsal yapılar bu yolla inşa edilmiştir. Aynı zamanda doğrudan gasp edilen mallar biçiminde de sömürülen topluluklardan artık ürün elde edilir. Bu üretim tarzında temel mülkiyet biçimi, toplulukların (köy, kabile, mezralar ve bunların içindeki herkes) doğrudan tanrılara ait olmasıdır: tipik bir örnekte mülkün dörtte üçü her bir aileye bırakılırken, kalan dörtte biri teokrasi için çalıştırılırdı. Bu toplumun egemen sınıfı, genellikle kendisini yeryüzünde tanrıların cisimleşmesi olarak sunan yarı-teokratik bir aristokrasidir. Bu tarzın üretici güçleri arasında, temel tarımsal teknikler, büyük ölçekli inşaat, sulama ve toplumsal fayda için ürünlerin depolanması (tahıl ambarları) yer alır. Artık ürünün verimsiz kullanımı nedeniyle, bu tür Asya imparatorlukları çürümeye mahkûm olma eğilimindeydi.
John Haldon ve Chris Wickham gibi Marksist tarihçiler, Marx'ın Asya tipi üretim tarzı örneği olarak yorumladığı toplumların, aslında haraçlı üretim tarzları olarak daha iyi anlaşılabileceğini savunmuşlardır. Haraçlı üretim tarzında egemen sınıf biçimi, köylülerden artı değer çıkarma hakkına neredeyse tek başına sahip olmakla beraber köylüler üzerinde mülkiyet kontrolü uygulamayan bir "devlet sınıfıdır".
Antik üretim tarzı
Tarım devrimi ilk uygarlıkların gelişmesine yol açtı. Neolitik Devrim'in başlangıcında tarımın benimsenmesi ve beraberinde gelen çömlekçilik, biracılık, fırıncılık ve dokumacılıktaki teknolojik ilerlemeler sayesinde, hiyerarşik akrabalık grupları veya klanlar içinde özel mülkiyete dayanan bir sınıfın doğuşu ve böylece sosyal tabakalaşmada mütevazı bir artış yaşandı.Animizmin yerini bereket tanrılarına vurgu aldı; ve muhtemelen aynı dönemde anaerkillikten ataerkilliğe bir geçiş gerçekleşti. Ucuz demir aletler, madeni para ve alfabe gibi teknolojik yenilikler ve sanayi, ticaret ve çiftçilik arasında işbölümünün gelişmesi, polis biçiminde yeni ve daha büyük yerleşim birimlerinin gelişmesini sağladı; bu da yeni toplumsal bir araya gelme biçimlerini zorunlu kıldı. Kentlerdeki bir dizi resmi ve gayrıresmi cemiyet, eski aile ve kabile gruplaşmalarının yerini aldı. Hukukun anayasal bir çerçevede kabul edilmesi, kan davasının yerini aldı. Bu durum, Antik Yunan tragedyaları gibi yeni kentsel kültürel biçimlerde kutlanan bir ilerlemeydi. Robert Fagles'ın ifade ettiği gibi, "Oresteia tragedyası, vahşetten uygarlığa... kan davasından toplumsal adalete geçiş ayinimizdir."
Antik Yunan ve Roma, bu antik üretim tarzının en tipik örnekleridir. Bu üretim tarzıyla ilişkili üretim güçleri arasında gelişmiş (iki tarlalı) tarım, hayvanların tarımda yaygın biçimde kullanımı, endüstri (madencilik ve çömlekçilik) ve gelişmiş ticaret ağları bulunur. Asya tipi üretim tarzından farkı, mülkiyet biçimlerinin insanların doğrudan mülkiyetini (kölelik) de içermesidir. Örneğin Platon, Magnesia adlı ideal şehir devletinde, boş vakti olan yönetici sınıf vatandaşlar için "çiftliklerinin, onlara mütevazı bir refah sağlayacak kadar ürün sağlayan kölelere emanet edildiğini" öngörür. Antik üretim tarzı ayrıca, yönetici sınıfın genellikle kendini bir tanrının doğrudan cisimleşmesi olarak değil, tanrıların soyundan gelenler olarak sunmayı tercih etmesiyle ve yönetimini siyasete halkın çeşitli derecelerde katılımına başvurması gibi farklı yollarla meşrulaştırmasıyla da ayırt edilir.
Roma'nın Akdeniz boyunca uzanan geniş bir kentleşmiş imparatorluk kurmasını sağlayan şey demokrasiden ziyade vatandaşlığın evrenselleştirilmesiydi. Yollar, limanlar, deniz fenerleri, su kemerleri ve köprülerle birbirine bağlanan bu geniş imparatorlukta mühendisler, mimarlar, tüccarlar ve sanayiciler, büyüyen kentsel merkezler arasında ticareti geliştirmekteydi.
Feodal üretim tarzı
Feodalizm, temel üretim aracının toprak olduğu, üçüncü sıradaki üretim tarzıdır. Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşü, Batı Avrupa'nın büyük bölümünü geçimlik tarıma geri döndürmüş; geride hayalet kasabalar ve atıl ticaret yolları bırakmıştır. Bozuk yollar ve zorlu tarım koşullarının hakim olduğu bir dünyada otorite de yerelleşmişti. 9. yüzyıla gelindiğinde, aile veya klan bağlarının, kutsal teokrasinin veya yasal vatandaşlığın yerini aldığı yeni toplumsal biçim, vassalın derebeyine olan kişisel bağına dayanan ve yurtluk adı altında toprak mülkiyetiyle pekiştirilen bir ilişkiydi. Klasik dünyanın çöküşü ile kapitalizmin yükselişi arasındaki bu dönemde Batı sistemlerine hakim olan feodal üretim tarzı, dünyanın geri kalanında da benzer sistemler olarak görülmüştür. Ayrıca kadim imparatorlukların en erken ulus devletlere ademimerkezileşmesi yine bu dönemde gerçekleşmiştir.
Mülkiyetin birincil biçimi, karşılıklı sözleşme ilişkilerine dayalı toprak mülkiyetidir; şövalyeler için askerlik hizmeti, toprağa bağlı ve onunla birlikte devredilen köylüler veya serfler için ise malikanenin derebeyine verilen emek hizmetleridir. Sömürü, nihai olarak zorla el koyma tehdidine dayansa da, karşılıklı sözleşme yoluyla gerçekleşir. Egemen sınıf genellikle bir soylular sınıfı veya aristokrasidir ve çoğunlukla meşruiyetini aynı anda bulunan bir teokrasiden alır. Birincil üretim güçleri arasında, insan ve hayvan gücü dışındaki araçların (saat mekanizmaları ve yel değirmenleri) eklenmesi, karmaşık tarım yöntemleri (iki veya üç tarlalı sistem, yonca nadası ve gübreleme) ve zanaatlarda uzmanlaşmanın artışı (tek bir ürün sınıfında uzmanlaşmış zanaatkarlar) yer alır.[kaynak belirtilmeli]
Dönemin hakim ideolojisi, feodal bağdaki karşılıklılık ve sözleşme unsuruyla yumuşatılmış, hiyerarşik bir toplumsal sistemdir. Tarihçi Maitland'in uyardığı gibi, feodal sistem yarım kıtadan fazlasına ve yarım bin yıla yayılan pek çok çeşide sahip olsa da, yine de pek çok biçimin özünde (John Burrow'un sözleriyle) "aynı anda hem hukuki hem toplumsal, hem askeri hem de ekonomik gücü örgütlemenin bir yolu, bir toplumsal hiyerarşi, bir değerler sistemi ve Marx'ın daha sonra bir üretim tarzı olarak adlandıracağı bir ilişki" yatar.
Bu dönem boyunca, kâr etme güdüsüyle hareket eden ancak feodal toplumun doğası gereği daha fazla kâr elde edemeyen bir tüccar sınıfı ortaya çıkar ve güçlenir. Feodal toplumda, örneğin serfler toprağa bağlıdır ve dolayısıyla sanayi işçisi veya ücretli çalışan haline gelemezler. Bu çelişki nihayetinde, feodalizmin toplumsal ve siyasi örgütlenmesinin (veya mülkiyet ilişkilerinin) yeni ortaya çıkan burjuvazi tarafından yıkıldığı bir toplumsal devrimler dönemini (1642-1651 İngiliz İç Savaşı ve 1688 Şanlı Devrimi, 1789 Fransız Devrimi vb.) başlatır.
Kapitalist üretim tarzı
Orta Çağ'ın sonuna doğru feodal sistem, özgür kasabaların büyümesi, serf emeği yükümlülülüğün nakdi bedele dönüştürülmesi, feodal ordunun yerini ücretli askerlerin alması ve toprak mülkiyetinin hizmetkarlıktan ayrılması ile giderek zayıflamıştır; her ne kadar feodal ayrıcalıklar, etik değerler ve feodal bölgeler Avrupa'da milenyumun sonuna dek kalıntı biçimlerde varlığını sürdürse de. Feodalizmin yerini, Smith'in “Ticaret Çağı”, Marx'ın ise kapitalist üretim biçimi olarak adlandırdığı dönem almıştır. Merkantilizmden emperyalizme ve ötesine uzanan bu süreç, genellikle modern endüstriyel toplumun ve küresel piyasa ekonomisinin ortaya çıkışıyla ilişkilendirilir. Marx, yeni kapitalist sistemin merkezinde, meta değişiminin anahtarı olarak hizmet eden bir para sisteminin (MPM, ticaret: Meta-Para-Meta) yerini, paranın (metalar aracılığıyla) üretimde daha fazla artış sağlamak üzere yeniden yatırıma dönüştürüldüğü bir sistemin (PMP', kapitalizm: Para-Meta-Artırılmış Para) almasının yattığını ileri sürmüş ve bunu, yeni ve baskın toplumsal zorunluluk olarak tanımlamıştır.
Kapitalist sistemde mülkiyetin birincil biçimi, meta biçimindeki özel mülkiyettir; yani toprak, malzemeler, üretim araçları ve insan emeği gibi her şeyin potansiyel olarak metalaştırılmış ve (devlet garantili) sözleşmeler yoluyla bir nakit bağı içinde değişime açılmıştır. Marx'ın dediği gibi, "insanın kendisi özel mülkiyet alanına dahil edilmiştir". Sömürünün birincil biçimi (biçimsel olarak özgür olan) ücretli emektir; borç köleliği,ücretli kölelik ve diğer sömürü biçimleri de mümkündür. Marx'a göre egemen sınıf, üretim araçlarına sahip olan ve proletaryayı artı değer için sömüren burjuvazi veya sermaye sahipleridir; proleterya ise hayatta kalmak için satmak zorunda olduğu kendi emek gücünden başka bir şeye sahip değildir.Yuval Noah Harari, bu ikiliği 21. yüzyıla uyarlayarak, yeniden yatırım yapmak için yatırım yapan zenginler ve üretim araçlarının sahiplerinin yararına, tüketmek için borca giren “geri kalanlar” şeklinde yeniden kavramsallaştırmıştır.
Kapitalizmde, üretimin temel güçleri, bürokrasi, burjuva demokrasisi ve finans kapital gibi destekleyici yapılarıyla birlikte modern üretimin genel sisteminden oluşur. Sistemin ideolojik temelleri zaman içinde oluşmuştur; örneğin Frederic Jameson, "Batı Aydınlanması'nın, eski rejimin değerlerinin ve söyleminin, alışkanlıklarının ve gündelik alanının sistematik olarak ortadan kaldırıldığı, böylece yerlerine kapitalist bir piyasa toplumunun yeni kavramsallaştırmalarının, alışkanlıklarının, yaşam biçimlerinin ve değer sistemlerinin yerleştirilebildiği, tam anlamıyla bir burjuva kültür devriminin parçası olarak kavranabileceğini" düşünmektedir – faydacılık, rasyonalize edilmiş üretim (Weber), eğitim ve disiplin (Foucault) ve yeni bir kapitalist zaman yapısı.
Komünist üretim tarzı
Komünizmin alt evresi
Marx'ın Komünist Manifesto'da belirttiği gibi burjuvazi, "kendisine ölüm getirecek silahları yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda bu silahları kullanacak olan insanları, yani modern işçi sınıfını, proleterleri de var etti." Tarihsel materyalistler, feodalizm altında burjuvazinin soylulara karşı devrimci sınıf olması gibi, modern proletaryanın da burjuvaziye karşı yeni devrimci sınıf olduğuna inanırlar. Bu bağlamda proletarya, yeni devrimci sınıf olarak iktidarı ele geçirmeli ve bir proletarya diktatörlüğü kurmalıdır.
Kapitalist ve komünist toplum arasında, birinin diğerine devrimci dönüşümünün dönemi yer alır. Buna karşılık, devletin, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamayacağı siyasi bir geçiş süreci de yaşanır.
Marx ayrıca proletarya diktatörlüğünün yanı sıra gelişen bir komünist toplumu da şöyle tanımlar:
Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı kooperatif bir toplumda, üreticiler ürünlerini takas etmezler; aynı biçimde ürünlerin üzerinde harcanan emek, bu ürünlerin değeri olarak, onların taşıdığı maddi bir nitelik olarak görünmez, çünkü şimdi kapitalist toplumun aksine, bireysel emek artık dolaylı bir şekilde değil, toplam emeğin bir bileşeni olarak doğrudan vardır. Bugün bile belirsizliği nedeniyle yersiz bulunan "emeğin geliri" ifadesi böylece tüm anlamını yitirir. Burada ele almamız gereken, kendi temelleri üzerinde gelişmiş bir komünist toplum değil, tam tersine, kapitalist toplumdan doğmuş bir komünist toplumdur; bu nedenle, ekonomik, ahlaki ve entelektüel olarak her açıdan, içinden doğduğu eski toplumun izlerini taşımaktadır. Buna göre, birey olarak üretici (kesintiler yapıldıktan sonra) topluma verdiğinin tam karşılığını geri alır. Onun topluma verdiği şey, birey olarak kendi emek miktarıdır. Örneğin, toplumsal iş günü, bireysel çalışma saatlerinin toplamından oluşur; her üreticinin birey olarak emek-zamanı, onun toplumsal iş günününe olan katkısı, yani oradaki payıdır. Toplumdan, (kolektif fonlar için harcadığı emek düşüldükten sonra) şu kadar miktar emek verdiğine dair bir sertifika alır; ve bu sertifika ile, toplumsal tüketim araçları stoklarından, emeğine eşit miktarda karşılık gelen payını alır. Topluma bir biçimde sunmuş olduğu emeği, ondan başka bir biçimde geri alır.
Marx'a göre, komünist toplumun bu alt evresi, kapitalist toplumun alt evresine, yani feodalizmden kapitalizme geçişe benzer; çünkü her iki toplum da "içinden çıktığı eski toplumun doğum lekelerini taşır". Üretim biçimlerinin izole bir şekilde değil, aksine önceki varoluştan somutlaşarak ortaya çıktığına yapılan vurgu, tarihsel materyalizmin temel bir fikridir.
Komünistler arasında komünist toplumun doğası üzerine önemli bir tartışma vardır. Joseph Stalin, Fidel Castro ve diğer Marksist-Leninistler gibi bazıları, komünizmin alt evresinin kendi başına bir üretim tarzı oluşturduğuna ve buna komünist değil sosyalist üretim tarzı olduğunu savunurlar. Marksist-Leninistler, bu toplumun hala mülkiyet, para ve meta üretimi kavramlarını koruyabileceğine inanırlar.Diğer komünistler ise komünizmin alt evresinin tam olarak bu olduğunu; yani meta veya paranın olmadığı, ancak kapitalizmin doğum lekelerini taşıyan bir komünist üretim biçimi olduğunu savunurlar. Anarşistler ise geçiş devletini reddeder ve evrensel yatay hiyerarşiler çağrısında bulunurlar.